11.Bölüm

Alex şirkete giderken, ofisine girer girmez babasını karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Bir önceki gün yaptıkları tartışmanın nedeni aklına geldiğinde, sinir katsayıları tavan yapsa da, duygularını kontrol altında tutmaya çalıştı. Çünkü burası onun iş yeri olduğu için, babasıyla tartışarak çalışanlarına dedikodu malzemesi olmak istemiyordu. Babasının yüzüne bakmadan masasına geçerken;

“Neden geldin” diye sordu.

Babası; “Dünkü olanlar için özür dilemeye ve seninle konuşmaya geldim,” dedi.

Sanki sıradan, önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi sergilediği sakin tavır, Alex’in kendini frenlemesini zorlaştırdı ama cevap dahi vermedi.

“Sevgili oğlum, hiç olmaması gereken birisine aşık olmuşsun sen,” diyen babasının sesiyle genç adamın gözbebekleri büyüdü.

Bu; onun kendisine bile itiraf edemediği, kabullenmesi zor bir gerçekti. Koltuğuna yerleşip, arkasına yaslanırken;

“Buraya bunu söylemek için mi geldin” diye sordu en duygusuz ses tonuyla.

“Sadece yanlış yaptığını anlatmaya çalışıyorum Alex. O kız sana ve ailemize uygun değil.”

Adam, oğlunun duygularından emin olduğu için geri adım atıp, onu öfkelendirmeyecek cümleler kuruyordu.

“Oğlum, kendi şirketini kurmak istedin sana karşı çıkmadım. Daha on sekiz yaşında kendi evinde, yalnız yaşamak istedin kabul ettim. Ama bu kız olmaz, kabul edilemez.”

Özellikle, Vivienne hakkında ima ettikleri bardağı taşıran son damla olmuştu.

“Birincisi, yanımda olması beni mutlu ediyor olabilir ama sandığın gibi ona aşık falan değilim. İkincisi, öyle bile olsaydı buna asla sen karar veremezdin. Ailemiz için diyorsun ya, sen hangi aileden bahsediyorsun bana? Ben ortada bir aile göremiyorum.”

Babası, şansını ne kadar zorlarsa zorlasın, Alex’in fikrini değiştiremeyeceğini tahmin etmişti aslında. Çünkü Alex; bir konuda karar verdiyse, kimse onun düşüncelerini etkileyemez, sonuç ne olursa olsun bildiği yolda sonuna kadar ilerlerdi. Şimdi de iki aylık fahişeye aşıktı, hatta bir önceki gün, onun uğruna az kalsın kendi babasını öldürecekti. Yaşlı adam hiddetlenerek ayağa kalktı.

“Bak görüyor musun? Şimdiden ikimizin arasını açmayı başardı bile. O da tıpkı annen gibi, gözünü aç.”

Daha fazlasını söylemek dilinin ucuna kadar gelse de, bu birlikteliğin gerçekleşmesine engel olmak için oğluyla arasını iyi tutması gerektiğini biliyordu.

“Sakın baba! Sakın Vivienne’i o kadınla kıyaslamaya kalkma!”

☆☆☆☆☆☆

Alex babası gittikten sonra; koltuğunu ters çevirip, ofisinin büyük camlarından şehri tepeden izlemeye başladı. Kulaklarında hala babasının söylediği dört kelime yankılanıyordu. Sen ona aşık olmuşsun. Bu doğru olabilir miydi? Düşünceleriyle, kendi kendine gülümsedi ve Vivienne’i ilk gördüğü günü anımsadı. O zamanlar; çıplaklığıyla utancından yanakları kıpkırmızı olan, karşısında konuşurken sesi titreyen, ürkek kız bambaşka bir kadına dönüşmüştü. Onun varlığının hayatını nasıl doldurduğunu, acemice de olsa tutkulu sevişmelerini, ona olan doyumsuzluğunu düşündü. Onun gelişiyle, eski Alex gitmiş, Vivienne masumiyetiyle onu bambaşka bir adama dönüştürmüştü. Alex; hissettikleri ve düşünceleriyle kendi kendine gülümserken, aklına gelen başka bir düşünceyle vücudu buz gibi oldu. İki aylık sürenin dolmasına yaklaşık iki-üç hafta kalmıştı. Her çıkmaza girişinde yaptığı gibi, masanın üzerinden kalemini aldı, koltuğundan kalkıp, ofisin içinde ileri geri yürümeye başladı. Onun gitmesine izin verebilir miydi? Elindeki kalemi parmak uçlarıyla çevirirken, kabus gibi bir düşünce hızla beynine hücum etti. Vivienne’e başka bir adamın dokunması fikriyle allak bullak oldu. Elindeki kalemi öfkeyle duvara fırlatırken, kararını vermişti. Vivienne onundu ve ne yapıp edip, onunla kalmasını sağlamalıydı. Peki, ya kalmak istemezse, o zaman ne yapardı? Bir keresinde Vivienne ona, onu hangi sınıfa koyduğunu sormuştu. Alex için şimdi her şey daha netti. Genç adam, Vivienne’i kafasında oluşturduğu bir sınıfa değil, daha önce bir başkasıyla kirlenmemiş, en az onun kadar saf bir yere koymuştu, yüreğine.

☆☆☆☆☆

Alex, bütün gün Vivienne konusunda nasıl bir yol izleyeceğini düşündü. Genç adam sevmeyi sevilmeyi öğrenememişti, karşısındaki kadına duygularını nasıl ifade edeceğini bilmiyordu. Duygusal anlamda kendisini, yeni emeklemeye başlayan bir çocuk gibi hissetti.

Eve geldiğinde saatler gece yarısını çoktan geçmişti bile. Çünkü şirketten çıktıktan sonra, arada bir takıldığı bara gidip, yeni yüzleştiği gerçekleri kendi başına sindirmesi gerekmişti. Yatak odasına girdiğinde, Vivienne çoktan yatağa girip, derin bir uykuya dalmıştı bile. Yanına gidip, yatağın kenarında uyuyan güzel kadının önünde diz çöktü. Yüzüne düşen bir tutam saç telini yanaklarından uzaklaştırdı. Hayatında gördüğü, sahip olduğu, en temiz varlığı gözlerini kırpmadan izlerken, Vivienne onun yanında olduğunu hissederek gözlerini açtı. Alex’i görünce gülümseyen genç kız, elini uzatıp genç adamın yeni çıkmakta olan kirli sakallı yanağına dokundu. Alex yanağındaki parmakları tutarak dudaklarına götürüp öperken, gözlerini kapattı. Vivienne beklemediği bu hareketle ilk kez, Alex ile aralarında görünmeyen bir bağ olduğunu hissetti.

☆☆☆☆☆

Genç adam; bütün gece yeni keşfettiği duygularla, genç kızın vücuduna sarılarak, uzun zamandır ilk defa huzurla uyumuştu. Sabah, hissettiği mutlulukla yeni güne gözlerini açtığı zaman, Vivienne’i yanında göremedi. Odanın içinde de olmadığını fark etti ve panikleyerek yatağından kalktı. Bir an için onun gittiğini düşünerek, kalbinde tanımlanamaz bir acı hissetti. İçini kaplayan kasvetle, odasında olabileceğini düşünüp, onu aramaya ilk oradan başlamaya karar verdi. Odanın kapısına gelince, Vivienne’in neşeli sesini duydu ve büyük bir rahatlama hissederek derin derin nefes aldı. Fakat duydukları nedeniyle, bu rahatlama hissi çok uzun sürmedi. Vivienne yaptığı telefon görüşmesinde karşısındaki kişiye;

“Hafta sonuna çok az kaldı. Ona sarılarak, kokusunu içime çekerek uyumayı o kadar çok özledim ki. Hayatımın en kıymetlisine, onu ne kadar çok sevdiğimi ve yakında ayrılmamak üzere hep birlikte olacağımızı söyler misin,” diyordu.

Karşı taraftaki Aida gülümsedi.

“Eğer anlasaydı anlatırdım, ama daha çok küçük anlamaz ki” diye cevap verdi.

Tabii Alex, Aida’nın sesini duymadığı için karşı taraftakinin erkek olduğunu düşündü.

Vivienne; “Sen yine de anlat,” diyerek telefonu kapattığında Alex olduğu yerde kalakalmıştı. Konuşmaları yanlış yorumlayarak, genç kızın kalbinde başka bir adamın olduğunu düşündü. Kazanmadan kaybetmiş, hayal kırıklığına uğramıştı. Dahası; kıskançlıktan deliye dönmüş, içinde bastırdığı diğer Alex geri gelmişti.

Daha en baştan kaybettiğini düşündüğünden, yaşadığı hayal kırıklığı ve kıskançlıkla odasına gidip, evden çıkmak için hazırlanmaya başladı. Seçtiği füme rengi takım elbiseye uygun kravat seçerken, odaya Vivienne girdi. Ama o, etrafında dolanan genç kızın yüzüne bile bakmadığı gibi, orada yokmuş gibi davrandı. Vivienne; Alex’in tavırlarına bir anlam veremezken, genç adamın göz teması kurmamak için, sürekli başını çevirmesinden ve asık suratından bir sorun olduğunu anladı. Neyi olduğunu merak etti, fakat sorma hakkının olmadığını düşündüğü için dişlerini sıkarak susmak zorunda kaldı.

Vivienne ile tek kelime dahi konuşmadan evden ayrılan, bütün gün mutsuzlukla işine adapte olamayan Alex, o gece eve gitmedi. Evde Vivienne ile karşılaşıp, iradesine yenik düşmekten korktuğu için, bir otele yerleşti. Hayatı boyunca ilk kez yalnızlığının altında ezilirken, Nicholas ya da March’ı arayıp yalnızlığını paylaşmak, son dönemlerdeki hissettiklerini anlatmak istedi ama yapamadı. Çünkü Alex, çocukluğundan beri acılarının üstesinden hep tek başına gelmiş, kimseden yardım almamayı öğrenmişti. Ama şimdi durum çok farklıydı, ilk defa aşk kalbinin bütün odacıklarını doldurmuş, onu olmadığı bir kimliğe büründürerek, bütün dengesini alt üst etmişti. Aklına, hiçbir zaman baba-oğul ilişkisi kuramadıkları babası geldi. Sevgi onların arasında hiçbir zaman dile gelmemiş, babası hayatı boyunca Alex’e hiç yakınlık göstermemişti. Aralarında katı kurallar ve yasaklar dışında hiçbir şey yoktu, tabii Alex on sekizini dolduruncaya kadar. Çocukluğu babasına ait, hatırlamak istemediği iğrenç hatıralarla doluydu. Her gece başka bir kadının geldiği evlerinde, gelen kadınların inleme ya da çığlık sesleriyle korkudan yatağına sığınırdı. Bir çok kez, yüzünün ya da vücudunun farklı yerlerinde morluklar olan, gözü yaşlı kadınları, babasının odasından çıkarken görmüştü. Annesi gittikten sonra, tamamen sevgisiz kalmış, babasının annesine olan nefretinden nasibini alarak, o nefretin tohumları serpilmişti küçücük yüreğine.

Alex, gece gördüğü korku dolu kabusla gözlerini açtı. Yatağında doğrulup, yanında Vivienne’i bulma ümidiyle etrafına bakındı. Ama bir otel odasında, tek başına olduğunu birkaç saniye sonra idrak edebildi. Bir an önce eve gidip, onu görmek istese de yapamazdı. Her geçen gün, genç kıza olan duyguları daha da yoğunlaşırken hissettiklerinden korkmaya başladı. Vivienne, başka birini seviyordu ve bedeni şimdilik ona ait olsa da kalbinde başka birisini taşıyordu. Yataktan çıkıp, odanın içinde anlamsızca dolanmaya başladı. Kafasında bir sürü soru işareti vardı. Vivienne’in sevgilisi, genç kızın para karşılığı kendini iki aylığına başka bir adama verdiğini biliyor muydu? Biliyorsa, sevdiği kadını başka birisiyle nasıl paylaşa biliyordu? Üstelik bekaretini tanımadığı bir adama verebilmesine, gönlü nasıl razı gelmişti. İçini kemiren cevapsız sorularla tekrar yatağına girdiğinde, güneş ışıkları odasının penceresine vurmaya başlamıştı bile.

Vivienne, sabaha kadar Alex’i bekledi fakat o gelmedi. Merakla kıvransa da telefonu eline her aldığında, aramaktan vazgeçti. Arayıp da ne diyecekti ki? “Nerede kaldın Alex,” deme gibi bir lüksü yoktu. Acaba bilmeden onu kızdıracak bir şey mi yapmıştı ya da söylemişti? Bütün gün akşama kadar bunu düşünerek genç adamı bekledi. Alex ise ruhunda hissettiği yangınla Vivienne gibi karmakarışıktı. Şirketten erken çıkıp eve gitmek isteyen ayaklarına inat, tekrar kaldığı otele gitti. Saatlerce alkole sığınsa da, içinde açılan yaranın iyileşmesi mümkün değildi. Sadece Vivienne’in yanında olmak, onun varlığıyla ruhunu arındırmak, ona sarılmak istiyordu. Hatta sarılmanın çok daha ötesinde ona ihtiyaç duyuyordu.

Gece yarısı daha fazla dayanamayıp, gömüldüğü yatağından kalkıp eve gitti. Önce Vivienne’in odasının kapısını açtı, fakat genç kız odada yoktu. Yine gitmiş olabileceğini düşündüğü için panikleyerek, kendi odasına gittiğinde yatağının üzerinde oturan Vivienne’i gördü. Genç kız onu görünce ayağa kalkıp, iki gündür göremediği erkeğinin gözlerine baktı sessizce. Alex, Vivienne’i görür görmez, her şeyi unutup ona koştu ve sımsıkı sarılarak özlediği kokusunu doya doya içine çekti.

Sabaha karşı Vivienne uykuya dalmış olsa da Alex uyumamış, gözünü kırpmadan yanında çıplak uyuyan genç kızı izliyordu. O an, aklına daha önce gelmeyen başka bir soruyla bütün vücudu ürperdi. Eğer Vivienne başka birisine aşıksa, nasıl oluyordu da kendisiyle böyle ihtirasla sevişebiliyordu? Yoksa sandığı gibi masum değil miydi? Kalbi, bu düşünceyi reddetse de aklı tam tersini söylüyordu.

☆☆☆☆☆

Pazar günü Vivienne evden ayrılır ayrılmaz Alex, merakına yenik düşerek onu takip etmek için peşine düştü. Şoför onu evinin önünde bırakırken, uzaktan genç kızı izliyordu.

Vivienne ise arabadan iner inmez Aida’nın yeğeni Leandre ile karşılaştı. Genç adam, yüzüne yayılan geniş tebessümle;

“Selam Vivienne. Aida, Angeline ile birlikte parkta” dedi.

Vivienne Angeline’i o kadar özlemişti ki aklından arkalarından parka gitmeyi geçirdi.

“Sana da selam Leandre. İngiltere’ye döndüğünü sanıyordum.”

“Bu akşam dönüyorum. Burada biraz daha kalırsam sevgilim tarafından terk edilebilirim.”

Vivienne, daha önce onun sevgilisi olduğunu duymadığı için şaşırmıştı. Vedalaşmak için genç adama kısa süreli sarıldıktan sonra, nezaketen onu evine davet etti.

“Zamanın varsa kahve içelim mi?”

Leandre, Vivienne’in teklifini memnuniyetle kabul edip, birlikte eve girerlerken, sinirden köpüren Alex’in onları izlediğinin farkında bile değillerdi. Demek sevdiği çocuk buymuş, dedi Alex kendi kendine. Leandre, gerçekten yakışıklı bir çocuktu ve yaş olarak ortalama Vivienne ile aynı yaşlarda görünüyordu, belki de bir kaç yaş büyük. Alex ellerini direksiyona vurarak, kıskançlıktan çıldırmış bir halde küfür etti. İkisinin evde yalnız olduklarını ve birlikte neler yapabileceklerini düşündükçe, arabadan inip evin kapısını çalmamak için kendini zor tuttu. Gidip ne diyecekti ki. Beni bu adamla mı aldatıyorsun deme gibi bir hakkı yoktu ki. Kafasında; Leandre’nin onun vücuduna dokunduğu sahneler canlandığı an, boğazında bir yumru olduğunu hissetti. Yıllarca kimsenin girmemesi için koruduğu kalbi, onu sevmeyen bir kadına aitti artık. İhanete uğradığı hissine kapılarak canı yandı, istem dışı eli kalbine gitti. Yıllar sonra gözlerinden iki damla yaş kucağına düşerken; “O bana ait değil ki ihanet etsin” dedi ve kendiyle dalga geçerek gülümsedi. Annesinin gidişinden beri ilk defa bu kadar acı çekiyordu.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!