25.Efendim Tunahan

Elini nemli saçlarından geçirip odasından çıktı. Gidegele yorulduğu ve bu yolu aştığı son gecenin hatırına neşeyle adımlıyordu. Yarın gece gelini olacak kadının odasının önünde durdu. Efşan’ın hiçbir şeyden haberi yoktu ama nasılsa olacaktı.

Ringde geçirdikleri anlardan sonra en son akşam yemeğinde görmüştü. Saatlerdir neler yaptığını bilmiyordu. Aynı evi paylaşıp bu kadar uzak olmanın son demindeydiler. Kapı kolunu indirip bedenini içeri soktu. Kapıyı usulca kapattı çünkü karanlık odada sadece bir lambader yanıyordu. Yatağında uyuyan güzeline bakıp gülümsedi. Yorulmuş olmalıydı, saat de gecenin bir vaktiydi. Yatağın Efşan olan kısmına varıp dizlerini yere bıraktığında sol dizi bir kitaba çarptı. Aşağı bakıp kitabı aldı. Balat evlerinin resmedildiği ve hemen üzerinde bir kadınla adamın sarıldığı kapağı inceledi. “Limonlu Aşk mı? Bu nasıl isim?” Üzerine fazla düşünme gereği duymadan hemen yanındaki komodine bıraktı.

Elini başının altına bırakmış, huzurlu görünüyordu Efşan. Saçlarının bir kısmı yanağında bir kısmı arkasına düşmüştü. Bir kadın bir adama ne kadar huzur verebilirse Efşan da Vedat’a o kadar huzur veriyordu. Sonsuz…

“Efşan,” diye seslendi.

Gözlerini açmadan yastığa devrildi Efşan. “Efendim Tunahan,” derken sesi tam anlamıyla rüyadan fırlamış, kelimeler yuvarlak bir hâl almıştı.

Vedat’ın gözleri sonuna kadar açılırken olduğu yerde kaskatı kesildi. Bir şey diyemiyor, dudaklarını bile aralayamıyordu. Nefes alma gereği hissedince gözlerini açıp kapattı. “Efşan,” dedi tekrar usulca.

“Tunahan, uyumak istiyorum,” derken diğer omuzuna döndü Efşan.

Dişleri birbirine giren Vedat, onu omuzundan tutup yavaşça kendi tarafına çevirdiğinde Efşan kollarını açıp Vedat’a dokundu. “Öpsene beni Tunahan.”

Elleri yüzüne dokunuyordu ama o Tunahan kimse Vedat onun canına okuyacak kadar öfkeyle dolmuştu. Efşan’ın elini tutup yüzünden indirdi. “Efşan!” Sesi gür ve sert çıkmıştı.

Efşan gözlerini sonuna kadar açıp karşısında Vedat’ı görünce ateşe dokunurcasına doğruldu. “Ne? Basıldık mı? Bir şey mi oldu?” Yatağın örtüsünü üzerinden atıyordu ki Vedat onun omuzunu tutup oturttu.

“Tunahan seni öpüyordu! Yansın bence dünya, yoksa ben yakacağım. Ne sayıklıyordun kadın sen?”

Köpüren adama bakıp gözlerini kırpıştırdı. Sesindeki öfkeye, hâline kızsa mı gülse mi bilemedi. “Tüh ya! Bir öpücük alacaktım. Ne diye uyandırdın?” Kendini yatağa sere serpe geri bıraktı.

Vedat hışımla ayağa kalkınca tekrar doğruldu. Şimdi avazı çıktığı kadar bağırırsa kimseye bir şey açıklayamazlardı. “Vedat, sevgilim vallahi sandığın gibi değil.”

“Efşa…” Bağıracak adamın ağzını eliyle kapattı. Dizleri yatağında, ayaktaki Vedat’a ancak ulaşabilmişti. “Bağırma! Evi başımıza toplayacaksın. Ben ne yapacağım senin bu kıskançlığınla? Manyak mısın be adam?” Loş ışıkta gözlerinde eğlenceli hareler dolanıyordu.

Efşan’ın elini tutup çekti. “Bilinç altındaki Tunahan’la neler yapıyordun Efşan?”

“Ah… O benim hayallerimin erkeği, neler neler yapmıyoruz ki.” Mora dönen adama bakıp kahkahasını bıraktı. Başı ardına düşen kadına bakarken nutku tutuluyordu. Ağzı aralanıyor, söyleyecek tek kelime bulamayınca geri kapanıyordu. “Hayallerinde başka bir erkekle mi buluşuyorsun Efşan?”

Gülüşleri arasından, “Evet,” dedi. “Tunahan’ı bir tanısan ah bir tanısan, Vedat. O bir idol, o bir centilmen, o bir kalp hırsızı. Kalbimi çalalı yıllar oldu, senden önce başlayan bir ilişkiydi.”

Beynine çekiç darbeleri inen Vedat’ın kalbi acırken kadını iki omuzundan tutup sarstı. “Sen neden bahsediyorsun? Bana böyle bir şeyden bahsetmemiştin.”

Gülüşüne son verse de yüzünde eğlenen ifadesi takılıydı. Vedat’ın suratı buz gibiydi ve ona komik görünüyordu. Daha fazla uzatmamaya karar verip gözleriyle kitabı aradı ve komodinin üzerinde gördü. Vedat’a bakıp gözleriyle işaret etti. “Kitap karakterine âşık olmak sana ihanet sayılır mı?”

Kaşları birleşti, bakışları duyduğu saçmalıklarla Efşan’ın yüzündeki o eğlenen ifadeyi arşınladı. Başını kitaba çevirdi, bir roman karakterinden karısını kıskanabilir miydi? Bu Vedat’tı ve kesinlikle kıskanabilirdi. Efşan’a bakıp haince sırıttı ve kadını hafifçe iterek serbest bıraktı. Kitabı eline alıp sayfaları gelişi güzel çevirdi. Başını aşağı yukarı salladı.

“Sayılır yavrum, hayallerini bile ipotek ettim.” Kitabın sayfalarını üçer beşer yırtmaya başladığında Efşan’ın gözleri dehşetle aralandı. “Vedat…” Sesi acıklı, sitemkâr ve hüzünlü çıkmıştı.

Yırttığı sayfalara basıp kitabın kalanını odanın bir köşesine fırlattı. Yatağa yürürken yüzünde sinsi bir gülüş vardı, ama Efşan’ın suratı tam aksine kızgın bakıyordu.

“Gel ben sana nasıl hayal kurulur öğreteyim.” Yatağa tırmandı. “Ayıp değil mi yavrum? İnsan başka erkekleri hayal eder mi?” Hiç kımıldamadan duran kadının saçlarına elini daldırıp kendine yaklaştırdı. “Sana gerekirse yazılı da veririm, onu okursun.”

“Sen dua et, ben seni hiç kıskanmayayım Vedat. Bunları burnundan fitil fitil getireceğim. Daha benimle tanışmadın.”

Tepeden bakıp dudağının ucunu kıvırdı. “Onur duyarım.”

“Arif,” dedi bahçeye çıkıp, Arif koşar adımlarla yanına geldi.

“Buyur yenge?” derken Efşan’ın ayakuçlarına bakıyordu.

Efşan elindeki kâğıdı uzattı. “Bana bu kitapların hepsinden üçer beşer tane alır mısın?”

Arif kâğıdı alıp cebine attı. “Hemen alır gelirim, yenge,” dedi ve geldiği hızla yanından ayrıldı. Saat öğlen üzeri ikiydi. Peri koşarak gelip teyzesinin bacaklarına sarıldı. Kara gözlerini Efşan’a dikti. “Teyze, oyun oynayalım mı?”

Efşan eğilip yeğeninin suratını iki eli arasına alıp, kızın pamuk yanaklarından öptü. “Oynayalım, ne istersin?”

“Okan Abi bana yapboz almış ama yapamıyorum. Yardım eder misin?”

“Ederim tabii ki. Hadi odana gidelim.” Peri’yle birlikte odasına geçip yapbozu ortaya serdiklerinde kutu üzerindeki bin parça yazısına bakıp göz devirdi. “Daha önce yapboz yapmış mıydın Peri?”

“Evet, teyze ama bu kadar büyük,” deyip parçayı eline aldı. “Küçük değildi.”

Efşan ona bakıp kıkırdadı. Kutu kapağını kenara bırakıp kazağının kollarını sıvadı. “Savaşçı Peri, bu iş zor olacak ama başaracağız.”

Peri elini ağzına kapatıp kıkırdadı. Hayatın bir akışı vardı ve Peri o akışa öyle çabuk adapte olmuştu ki farkında bile değildi. Bir çocuk için birine bağlanmak, gülümsemek ne kadar da kolaydı. Çocuk kalbi onu sevene uçurtmalar açıyordu. İpleri sonsuzluğa uzanan geniş ve renkli uçurtmalar…

Bir saatlerini geçirdiklerinde yapbozun henüz kenarları ve kenarlarında iki sıraları dizilmişti. Kapı tıklanıp açıldığında başlarını çevirdiler. Bir çift kahverengi, nemli, dolmuş gözler onlara bakıyordu. Efşan’ın elinde kalan parça düştü. “Anne,” derken ayağa nasıl kaktığını bile bilemedi. Kapı ardına kadar açıldı ve Nagehan Hanım bütünüyle içeri girip manevi kızına kollarını açtı.

Peri ağzı açık masum hâliyle ikisine bakıyordu. Teyzesi anne demişti ama teyzesinin annesi yoktu ki. Aklı karışmış, boş bakışlar atarken ayağa kalkmıştı.

Efşan gülüşüyle geri çekildi. “İnanamıyorum, siz ne ara geldiniz? Çok mutlu oldum,” derken tekrar sarıldı annesine.

“Vedat sürpriz olsun dedi, az önce geldik.” Bakışları Peri’ye ulaşınca dolan gözleri usulca indi Nagehan Hanım’ın. Yere diz çöküp gülümsedi. “Peri?”

Efşan, Peri’nin yanına yaklaşıp elini tuttu. “Peri, hani sana anlatıyorum ya bana annelik yaptı, annem oldu, beni çok sevdi dediğim biri vardı. Ayşem Teyze’nin annesi olan annem. Senin de anneannen, bak o burada.”

“Hatırladım teyze,” derken düz bir ifadesi vardı. “Ona anneanne de ve sarıl,” diyen teyzesini dinledi Peri. Nagehan Hanım’ın kolları arasına girerken de çok neşeli değildi ama daha sonra açılacak olduğu aşikârdı.

Onları gülümseyerek izleyen Efşan kapıdaki adamı görünce küçük bir çığlıkla kollarına atıldı. “Baba! Hoş geldin.”

Tahsin Bey kocaman gülümseyip manevi kızına sımsıkı sarıldı. “Canım kızım, baban böyle bir günü kaçırır mı?”

Efşan geri çekilip şaşkın ama mutlu bakışlarını babasına iletti. “Anlamadım? ”

Tahsin Bey kızına sevgiyle bakıp tek kaşını kaldırdı. “Evleniyormuşsun.”

“Ne yapıyormuşum?” Kaşları tümüyle birleşen Efşan’ın bakışları babasının ardındaki Ayşem ve Helin’e takıldı. Ayşem’in elinde bir duvak, Helin’in elinde de birkaç makyaj fırçası vardı.

“Seni süslemeye geldik gelin hanım,” dedi Helin.

“Seni gelin edeceğim için çok mutluyum, Efşan,” dedi Ayşem. “Allah bana bugünü de gösterdi, daha ne isterim.”

Ayşem ve Helin, babalarını ezercesine geçip Efşan’ın boynuna sarıldıkları esnada Efşan şaşkın, Tahsin Bey ise Peri’ye, “Merhaba küçük Peri, ben sizin dedeniz oluyorum,” diyordu. “Kocaman kucak isterim.”

Herkes hazırlanma telaşına kapılmış gidiyordu ve Vedat asla ortalarda değildi. Kendi kendine evleniyor olduğu fikri şu an ağır basıyordu. Birden düştüğü bir nikâh kuyusundaydı. Yaprak misali savruluyordu, mutlu ama şaşkın, kızgın ama sevimli… Vedat neredeydi?

“Mihriban, abin nerede?”

“Evde, merak etme evet diyecek.”

“Şakacı görümceciğim bana onu çağırır mısın?” dedi aynadaki son haline bakıp. Kardelen’in maharetli ellerine kendini emanet etmekle çok iyi bir şey yapmıştı. Saçları ensesinde kibar bir topuzla toplanmıştı. Topuzun birkaç yanına küçük papatyalar yerleştirilmişti ve kusursuz makyajıyla başka bir kadın olmuştu. Odanın bir köşesine getirilen askıda tam iki tane gelinlik vardı ve Vedat seçmişti. Biri kabarık, göğüslerinden eteklerine ışıltılı taşlar sarkan, diğeri belden dar ama etekleri genişleyen dantel ve küçük taşlı çiçekleri olan bir gelinlikti.

“Zaten gelinliğini giydikten sonra çağırmamızı istedi. Seçtin mi?”

“Ha, yanıma teşrif edecek yani? Evet seçtim.”

“Tek başına mı evleneceksin Efşan?”

“Şu an tam da öyle hissediyorum.”

Ayşem mavi elbisesini giymiş bir halde banyodan çıkmıştı o an. Efşan’a doğru yürürken kıvır kıvır ettiği sarı saçlarını geriye attı. Gökyüzü mavisi gözleri her zamanki kendinden emin ve zekice parlıyordu. “Gelinliğine karar verdin mi?”

Ayağa kalkıp gelinliklere yürüdü. İkisi de çok güzeldi, ama dar olanda çoktan karar kılmıştı. “Bu iyi, yardım eder misin Abla?”

“Etmez miyim, seni ellerimle giydirmez miyim Efşan…”

Ablasının titreyen sesini aldığında içi cız etti. Kendine baktıkça Gülperi ablasını gördüğünü biliyordu. Ayşem, Gülperi’ye yapamadığı her şeyi Efşan’a yapıyor ve bu onu mutlu ediyordu, Efşan onu iyi tanıyordu. Ayşem’in içinin kor bir ateşle yandığını biliyordu. Böyle bir günde annesizlik ve babasızlık çekmiyorsa bu bile Ayşem’in etkisiydi.

Gelinliğe uzanan Ayşem askıdan çekip aldı. “Sana çok yakışacak.”

“Ben sizi yalnız bırakayım, gidip abime bakayım.” Mihriban onları yalnız bırakıp odadan çıkınca bornozunu çıkarıp yatağın üzerine bıraktı. Beyaz jartiyerini Ayşem seçmişti. Gelinliği giymesine yardım edip arkasındaki ipleri tek tek deliklerinden geçirip sabit şekiller verdi. “Heyecanlı görünmüyorsun,” dedi Ayşem.

“Bilmem, belki de henüz damadı göremediğim içindir. İmam nikâhında heyecanım had safhadaydı. Bu sadece resmi bir prosedür gibi geliyor.”

İpi geçirmeye devam etti Ayşem. “Hım, şu romantik mihrap sahnesi. Vedat’ın bu kadar romantik olması beklediğim bir şey değil ama itiraf ediyorum çok orijinaldi.”

Efşan başını tavana kaldırdı. “Sen bir de kıskançlığını görsen hep romantik kalmasını dilerdin. Deliriyor abla, öyle böyle değil.”

Ayşem’in kaşları birleşirken parmakları ipler üzerinde durdu. Efşan’ın ensesine bakıyordu. “Sana kötü mü davranıyor?”

Efşan küçük bir kahkaha attı. “Böğürmesi dışında bir de kitaplarımı parçalıyor.”

Ayşem’in kaşları havaya kalktı bu kez. İpleri bırakıp Efşan’ın önüne geçti. “Efşan… Benden bir şey gizlemiyorsun değil mi? Sen kendine, benim aklımdan geçen kötülüğü yapmıyorsun ya?”

Efşan ablasını iki omuzundan tutup sıktı ve mutlulukla gülümsedi. “Hayır abla, senden öğrendiğim bir şey var ki aşk bu hayatta başımıza gelen en güzel şey bile olsa biz ondan daha değerliyiz.” Ayşem’in bakışları yumuşayınca devam etti. “Vedat iyi bir adam ve bana kötü davranmıyor, hatta bana kötü davranırsa onu nasıl öldüreceğimi öğretecek kadar centilmen.”

Başını aşağı yukarı sallayıp dudaklarını büktü. “İyi, sana kötü davranırsa kır boynunu gitsin.”

Efşan şiddetli bir kahkaha atınca Ayşem de ona katıldı. Tekrar arkasına geçip ipleri son deliklerden geçirdi. Düğüm atıp kalan iplere son şekli verip Efşan’ı etrafında tam tur döndürdü.

“Ağlamak istiyorum, kana kana,” dedi ve gökyüzü gözleri doldu. “Bu benim hakkım. Mutluluktan ağlamak istiyorum Efşan.”

Derin bir solukla ablasına sarıldı. İki kadın birbirine sıkıca dolanmıştı. Ayşem, Gülperi’yi hayal ediyor, Efşan da her iki ablasına birden sarılıyordu. İki kadının da kalbi bir kişi için sancıyordu. “Ama sen hep gül, olur mu?”

Geri çekildiklerinde ikisinin de gözlerinde buğular asılı duruyordu. “Hayatın bana verdiği her ânı gülmek için harcayacağım, ama olacaktır tökezler, düşerim. Ablam sensin, kalkar silkelenir kalkarım.”

“Ben de son nefesime kadar hep senin ardında olurum. Tökezlersen direğin olurum, düşersen elinden çeken. Seni çok ama çok sevdiğimi biliyorsun. Sen ve Peri benim için evlât, kardeş, yeğen her şeysiniz. Vedat bize pek bir şey düşürmüyor ama biz varız ve seninleyiz. Bunu asla unutma!”

“Asla unutmam!”

Gülümsemesi yüzüne yayılan Ayşem, Efşan’ın yüzünü eki eli arasına aldı. “Çok mutlu ol, hep mutlu ol. Sen mutlu oldukça benim içimde kurumuş yapraklar yeşerecek.”

“Sen de mutlu ol, en çok sen hak ediyorsun.”

“Mutluyum ben, Doğan benim yanımda. Gerisi hiç önemli değil. Bu kadar dram yeter,” diyerek ellerini çekti Ayşem. “Hadi duvağını da takalım.”

Az önce kalktığı pufa geri oturdu. “Senin evleneceğini düşünürdüm ama bu kadar çabuk tahmin etmiyordum. Okul için üzgün olsam da zamanla onun da bir yolunu buluruz. Meslek sahibi olmak için illa da diplomaya gerek yok. Seveceğin bir işe imza atabilirsin.” Tülü düzeltip topuzunun altına tokayla tutturmaya girişti Ayşem.

“Başımdaki manyaktan kurtulursam mesleğin çaresine bakacağım.”

“O manyak beni ürkütüyor Efşan. Allah’tan Vedat bu konuda çok hassas da içim rahat.” Duvağı yerleştirip doğruldu.

Kapının sesiyle ikisi de başını çevirdi. Sonunda teşrif eden damadına bakıp ayağa kalktı. Siyah smokini içinde daha nasıl çekici olunur gösterişiyle odaya girdi Vedat. Gözleri gelinin üzerinde, yüzünde silemediği tebessümüyle seçtiği gelinliğin değil de sevdiği kadının güzelliğine bir kez daha vuruldu. Adımlarını ona bir metre kalana kadar attı. Durdu ve öylece baktı. Açık mavi gözler, lacivert gözlere karışıyordu ve oda bu kez aşk sessizliğini kuşanmıştı.

Ayşem her ikisine da bakıp tatlı tatlı gülümsüyordu ve çıkmayı hiç düşünmüyordu. Bu ânı yaşamak, onları mutlu görmek istiyordu. Ablası için, Gülperi’nin gözleri olmak istiyordu çünkü Gülperi onun kalbinde yaşıyordu.

“Gelinimi görmeye geldim.”

“Ben de tek başıma evlendiğimi düşünmeye başlamıştım. Şimdi mi gelinir Vedat?”

“Şimdi geldim ama sonsuza kadar buradayım. Senin için sorun olur mu?”

Efşan gülüşüyle adamı büyülerken gelinliğinin eteğini eliyle havalandırdı. “Haber verseydin de evlenecektim, sorun olmadı.”

“O zaman tacını takabiliriz,” dedi Vedat ve içeri Mihriban girdi. Elinde gümüş bir tepsi, içinde mücevher kutuları ve bir taç vardı. İkisinin arasında durdu. Açık mavi gözleri abisi ve yengesine bakarken parlıyordu. “Sizin aşkınızdan istiyorum, hayat bana acır mı?”

Ayşem, Mihriban’a bakıp güldü. “Hayatın sana acımasını istiyorsan âşık olmayacaksın. Hayat âşıklara acımaz Mihriban.”

“Olsun,” dedi Mihriban. “Ben bu acımasızlığa gönüllüyüm. Şunlara baksana Ayşem…” Derin bir iç çekti ve Efşan’a bakan abisine sırıttı. “Dünyada bile değiller.” Tepsiyi tepki çekmek için önce sürdü. Vedat uzanıp tepsinin üzerinde duran tacı aldı. “Sen taçları çok seviyorsun ve bugün senin taç takma törenin. Sen artık bir Çelebi ve Çelebilerin kraliçesi oldun.”

Efşan taca baktı. Evet bir gelin tacıydı ama ben gerçeğim diye bağırıyordu. Üzerindeki pırlantalar göz alıyordu ve gül desenleri inanılmaz güzeldi. “Onur duyarım,” diyerek eğilip başını uzattı.

Vedat tacı başına yerleştirip geri çekildi. Hayır, hiçbir şey onun güzelliğiyle boy ölçüşemiyordu. Vedat için en güzel kadın da, en güzel her şey de sadece Efşan’dı.

“Çok yakıştı,” dedi Ayşem. “Çok zevklisin Vedat.”

Vedat tepinin üzerindeki küçük kutuyu alıp açtı. İçinden, mavi, tıpkı Efşan’ın gözlerindeki kadar mavi gül deseni olan yüzüğü çıkarttı. Başka bir kutu alıp bir de tek taş çıkartıp ikisini de eline aldı. Efşan’ın uzattığı elini tutup, gözlerine bakıp iki yüzüğü de parmaklarına taktı. “Aybaşı geldi, kartları kapatınca alayım dedim.”

Efşan eline bakıp kahkaha attı. “Reis, bu kartın limiti neydi?”

Ayşem ve Mihriban da ortada dönen espriyi az çok anlamış, Efşan’ın gülüşüne eşlik etmişlerdi.

Büyük kutuyu açıp ince, zarif gerdanlığı aldı Vedat. İki ucu birleşip aşağı sarkıyordu. Ayşem’in yardımıyla onu da taktığında aynaya baktı Efşan. Tepsiyi aynalı konsolun üzerine bıraktı Mihriban, ama bir kutuyu alıp abisine uzattı. “Bilekliği. Diğerleri de burada dursun.”

Vedat alıp onu da açtı. Kalın ve ışıltılı bilekliği Efşan’ın koluna geçirip klipsini kapattı. “Şimdilik bu kadar. Beğendin mi?”

“Beğenmek? Sanırım eksik bir kelime olurdu. Teşekkür ederim.” Eli tacına giderken aynaya döndü. Yatay işlemeler gül şeklindeydi. “En çok bunu sevdim. Bir gün oğlum olursa onun eşine vereceğim.”

Vedat’ın gülüşü sesli döküldü dudaklarından. “Âmin,” dedi sessizce.

“Ben gidip babamı çağırayım, kurdeleni bağlasın,” diyen Ayşem dolan gözlerini saklamak için kaçış yoluna girmişti.

Aralarında kalan Mihriban ikisine göz atıp sırıttı. “Ben de gidip pastaya mum dikeyim.”

Kapı kapanınca baş başa kalmışlardı. Bir adım atıp Efşan’ın yüzüne ellerini sardı. “Ne kadar güzel olduğundan haberin yok.”

“Kendimi senin gözünden görebilsem keşke. Ama sen de kendini benim gözümden göremezsin. Vedat…” Genç adamın yüz hatlarına bakıyordu. Gözlerindeki okyanus serinliği, çizgilerindeki çekicilik, saçlarına verdiği şekil. “Çok iyisin Reis, kalbim tekliyor.”

Bakışları, gözlerinden gelinliğe indi. Kalın dantel askılar göğsünü tamamıyla kapatan taşlı kumaş, belinin zarifliği, eteklerinin tülle kaplı geniş alanı iç geçirerek taradı. “Baban gelmeden,” diyerek uzanıp alnına dudaklarını bastırdı. Uzunca bir süre de öyle kaldılar ve derin nefes alıp geri çekildiler.

“Mahkemen olduğu için yurtdışına çıkamıyoruz. Nikâhtan sonra önce araç sonra helikopterle uçacağız.”

“Nereye gideceğiz?”

“Yakınlarda bir dağ başına.” İşaret parmağını kadına uzattı. “Sakın gelinliğini çıkartma!”

“Neden?”

Tek kaşını havaya kaldırıp sinsice gülümsedi. “Ben çıkartacağım. O zevk bana ait değil mi?”

“Peki,” derken gülümsemişti.

Kapının sesiyle mesafeyi açtılar. Peri girdi ilk, küçük bir gelin olmuştu. Saçları özenle toplanmış kısa tüllü eteklerini savurarak teyzesinin yanına geldi. “Gelin olduk teyze,” dedi kıkırdayıp. “Ne kadar güzelsin.”

Efşan katı kumaşın izin verdiği kadar eğilip yeğenine sıkıca sarıldı. “Sen daha güzelsin Peri ama teşekkür ederim.”

“Ama siz gidecekmişsiniz, Mücella Anne’m öyle dedi.”

“Birkaç gün sonra döneceğiz,” diyen Vedat küçük kızı omuzlarından tutmuştu. “Bizi çok özlersen erken döneriz. Bir sonraki tatile seni de yanımızda götüreceğiz.”

“Söz mü? Denize götürür müsün beni?”

“Tabii ki.” Vedat gülümseyerek doğrulduğunda Tahsin Bey ile Nagehan Hanım odaya girdi. Arkasından Ayşem, Helin ve kızlar odaya girdiler. Tahsin Bey eşinin uzattığı tül kurdeleyi aldı. “Üç kızın içinden önce seni gelin edeceğim hiç aklıma gelmezdi. Manevide olsa baban olmak onur verici.”

“Senin gibi bir babaya sahip olmanın onuru bana ait.” Gözleri dolsa da gülümsüyordu.

Tahsin Bey yaklaştı, kollarını iki yana açan Efşan’ın belinden geçirip bağladı ve çözdü. Üçüncüsünde düğüm atıp kızına sarıldı.

Nagehan Hanım artık ağlıyordu. Geçmişe, acılara ve gelecek mutluluklara… O da kızına sarıldı ve Tahsin Bey Efşan için kolunu açtı.

Vedat odadan ayrılırken hiç olmadığı kadar mutluydu çünkü gelini ona geliyordu. Sonsuza kadar onunla olacaktı. Gidip yerini aldı, Efşan’ın babasının kolunda kendine gelişini de büyük bir hazla izledi.

Önerilen makaleler

9 Yorum

  1. Çok Çok güzeldi peri masalı gibi emeğine yüreğine sağlık muhteşemdi

  2. Süper olmuş 💜💗❤️bayıldım

  3. Muhteşemdi ellerinize emeğinize sağlık

  4. Tunahan daha kaç çift senin yüzünden birbirine girecek yeter daa…Gelin tacı favorim,böyle incelik bir adamda ki enn everest olmalı …Ahh Payelll senin yüzünden gerçeklere çakılıyoruz 🤦🏻‍♀️Manevi kardeşlik nasıl güzel, Ayşem ve ailesi bunun varlığına inandırıyor ❤

  5. Kalemine yüreğine sağlık… En kısa zamanda devamını bekliyorum😍😍😍

  6. Ahhhhhh tnahan sen bu hızla boşanma sebebi sarılacaksın be adam
    Başlarda gülerek okusamda sinlara doğru ağlamamak içten bile değildi aysem ile efsan arasında diyalog içimi yaktı geçti
    Emeğine yüreğine sağlık canım

  7. Diyecek kelimelerim az kalır yorgunluğuma o kadar iyi geliyorki şu kaleminiz 👏👏👏

  8. Her bir kısmı muhteşemdi ama tunahan kısmını gülerek okudum ellerinize yüreğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!