Site icon Aşkı Yazan Kadınlar

28. Bölüm

Rojda…

Savaş’a bunu yapamazdım. Böyle bir evliliğe onu mecbur kılamazdım. Sevgilisi olan o kadın ne olacaktı? Yanımda duran halamın koluna dokundum.

“Hala hayır! Evlenmem ben!”

Genco, Savaş’ın koluna dokunup, kapıyı işaret ettiğinde şaşkınlıkla onu izledim. “Sen büyükannemle birlikte beni dışarıda bekle, Savaş Ağa.”

Savaş, ifadesiz bir şekilde yüzüme bakıp, avludan çıktığında, Genco’ya yaklaşıp koluna dokundum. “Benim evleneceğim tek adam sensin Genco! Onunla ya da bir başkasıyla evlenmem!” Genco’yla birlikte gidebilirsem ortalık yatıştığında kaçabilirdim. Nereye, nasıl olduğunu bilmiyordum. Tek istediğim kimseye yük olmadan hayatıma devam edebilmekti. Yalnız ve kimsesiz kalsam da.

Kolunu tutan elimi sarıp, kendine çektiğinde güçlükle ayakta durdum. Kaşlarını öfkeyle çatmıştı. “Ben zaten evliyim, Rojda! Bunu daha kaç kez söylememi istiyorsun?”

Sol elini kaldırıp, alyans olması gereken parmağını gösterdim son koz olarak. “O yüzden parmağın boş! Onun yalnızca evlenmek zorunda olduğun bir yük olduğunu biliyorum, Genco! İzin ver kurtarayım seni!”

“Bu öyle bir yük ki… Kurtulmak yerine, bir ömür esiri olacağım, Rojda!” dediğinde dolan gözlerimi kaçırdım.

“Bak, sen benim kuzenimsin ve ne kadar inkâr etmeye çalışsam da bu aşiret de benim bir parçam. Bu yüzden benim sözümü dinleyeceksin.”

“Ama…” diye itiraz etmek istediğimde işittiğim isimle kalbim sıkıştı.

“Savaş Kahraman’la yarın evleniyorsun, Rojda!”

“Bunu neden yapıyorsun, Genco? Ben seni istiyorum! Al götür beni! Her şeye razıyım!”

Öfkeyle çekilen kolumun acısıyla boğuşurken duyduğum sözle gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadım.

“Sabah güneş doğduktan sonra artık Rojda Kahraman olacaksın!”

Hırsla kolumu çekip, koşarak merdivenlere yöneldim. Odama gelip, yatağıma kendimi bırakırken halam yüzünden kendimi küçük düşürmüş olmanın acısıyla yastığımı yumrukladım. Kuma olmayı dahi teklif etmemin tek nedeni oydu! Beni bu dünyada koruyabilecek tek adamın Genco olduğunu söylediklerine acıyla gülümsedim. Yanılmıştı. Genco’nun zerre umurunda değildim. Ama Savaş… O buradaydı! Yaşadığımız şeylere rağmen, ona sırtımı dönmeme, sözlerini duymamak için çırpınmama rağmen gelmişti. Üstelik avluda duyduklarına rağmen çıkıp gitmemişti. Peki ya halam? Beni hiç mi düşünmüyordu? Benim için verilen karara boyun eğmek zorundaydım. Kalbimi yakan o adama, Savaş’a mecburdum. Peki soy adını aldıktan sonra nasıl kaçardım? Gitmeme izin verir miydi? O kadın ile birlikte olmasına, sevgilisi olmasına nasıl katlanabilirdim?

Koca bir kâbusun ortasındaydım sanki. Babamın elinden hiç düşürmediği tespihini avuçlarımla sardım. Gözyaşlarım yastığa düşerken göğsüme bastırdım sıkıca. “Neden beni bırakıp gittin baba? Sensiz ne yapacağım ben?”

Savaş…

Gece güne kavuşurken saatlerdir Rojda’yı göremiyordum. Genco Uluhan ile avluda bıraktıktan sonra döndüğümde onu koşarak merdivenleri çıkarken bulmuştum. Beyaz Hanım ise yüzüme nefretle bakıp onun ardından gitmişti. O yaşlı kadın zerre kadar umurumda değildi. Tek düşündüğüm Rojda’ydı.

Genco Ağa, bana bakıp yerinden kalktı. “Nikâhtan önce bana söz vermeni istiyorum.”

Alayla gülümseyerek arkama yaslanıp yüzüne baktım. “Pazarlık mı yapıyoruz? Aşireti mi toprakları mı pay edeceğiz önce, Genco Ağa?”

Gülümsedi. “Kurt Aşireti de toprakları da umurumda değil. Eğer öyle olsaydı şu an Rojda benim karım olurdu, Savaş!”

“Sen evlisin be adam!” dedim yerimden doğrulup, yumruklarımı sıkarken. “Daha iki gün önce nikâhını kutlamadık mı senin?”

“Bunu hatırlamana sevindim,” dedi kalktığı yere otururken. “Evliyim ve çok güzel bir karım var. Ayrıca hâlimden de gayet memnunum.”

“O zaman ne istiyorsun, Genco Ağa? Neden ben?” dedim ellerimi belime yaslarken. Şu an silahımı çekip ona doğrultmak istiyordum. Ama yapamazdım.

“Otur, konuşmalıyız.”

Öfkeyle yerime oturdum. “Seni tanımasam da iyi bir adam olduğunu biliyorum Savas Ağa. Üstelik kalbinde Rojda’ya dair iz olduğunu da. Nasıl diye sorma! Benim de bazı yöntemlerim var. Şimdi gelelim asıl konumuza. Öncelikle Kurt Aşireti artık senin yönetiminde olacak. Tüm söz sende… Ancak bu demek değil ki bağımsız olacaksın. Yedi Aşiret’e ve bana bağlı kalmaya devam edeceksin. Ve Rojda…”

Bu adı duyduğumda kaşlarım çatıldı. “O, bu pazarlığın neresinde, Genco Ağa?”

Masanın üzerinden bana doğru eğildi. “Rojda, benim kuzenim ve seni bu evlilik için çağıran benim, Savaş Kahraman. Rojda, nikâhlı ve tek karın olacak. Üzerine kuma aldığını, aldattığını ya da üzdüğünü duyarsam bu nikâhı bozarım. Onu topraklarıma geri alır ve Yedi Aşiret’ten uzak kalman için elimden geleni yaparım. Tabii seni öldürmemiş olursam…”

“Beni tehdit mi ediyorsun sen?”

“Ben tehdit etmem, Savaş Kahraman! Yaparım! Kabul mü?”

Pes ettim. Ellerimi kaldırıp arkama yaslandım. “Kabul…”

***

“Siz Sayın Rojda Kurt, Sayın Savaş Kahraman’ı hiç kimsenin etkisi ve baskısı olmaksızın, özgür iradenizle eş olarak kabul ediyor musunuz?”

“Evet…” dedi gözlerinden süzülen yaşları silerken. Ve ben o an “Böyle olmamalıydı!” diye düşündüm. Bu şekilde olmamalıydı. Deniz kenarında bana “evet” demeliydi sevdiğim kadın. Üzerinde bir matem kıyafeti olmamalıydı. Beyazlarla sarmalanmalıydı pamuk teni. Saçları savrulmalıydı rüzgârla. Ve ben evlilik yeminimizi onun olarak sonlandırmalıydım.

“Siz Sayın Savaş Kahraman, Sayın Rojda Kurt’u hiç kimsenin etkisi ve baskısı olmaksızın, özgür iradenizle eş olarak kabul ediyor musunuz?”

Ama öyle olmadı.

“Evet!” dedim kalbim hızla çarparken. Her ne kadar çok farklı başlasa da bizim hikâyemiz o artık benimdi.  Benim soyadımı taşıyacak ve sonsuza dek benim karım olacaktı.

“Şahitler olarak sizler de duydunuz. Birbirlerini eş olarak kabul ettiler, şahitlik eder misiniz?”

Şahitlerimiz Genco Uluhan ve kardeşimdi. İkisi de art arda, “Evet!” diyerek onaylarını verdiğinde memur, defteri hızlıca bizim önümüze uzattı.

“Ben de sizi Ömerli Belediyesi’nin bana verdiği yetkiye dayanarak karı koca ilan ediyorum. Buyurun imzalayın.”

Onun bu tavırlarının kaynağının bizden korkması olduğunu biliyordum. Sözlerinin arasında etrafımızdaki korumalara bakmış ve sık sık terleyen alnını silmekle uğraşmıştı. İmzalar atıldıktan sonra hepimiz yerimizden kalktık. Rojda defteri eline aldığı anda avluya beş aşiretin ağası girdi. Genco Ağa, bir adım öne çıkıp, Beyaz Hanım’ın önüne geçtiğinde, ben de Rojda’nın elini tutup arkama çektim. O an tüm silahlar üzerimize doğrultuldu.

“Bahsettiğiniz benim kuzenim, ağalar! Kurt Aşireti’nin vârisi!”

“Günler önce onlarla bir bağın olmadığını söylüyordun, Genco Ağa! Bir günde ne değiştirdi fikrini?” Cihan Korkmaz’dı bu sözlerin sahibi.

“Ölüm. Derviş Kurt öldü. Ardında kalan iki kadın da benim kanımı taşıyor.”

“Sen Yedi Aşiret’in başısın artık. Onlarla bir bağın olamaz.” Yiğit Aslan, sözlerinin ardından herkesten aldığı onayla kaşlarını çattı.

“Doğru söyledin, Yiğit Ağa. Yedi Aşiret’in başıyım. Benim sözümün sorgulanamayacağını biliyorsun, değil mi?”

“Her koşulda değil, Genco Ağa.”

Mert Soylu’nun yüzüne baktı. “Her koşulda! İçinizdeki en büyük topraklara sahip olan benim. Aşireti en güçlü olan, en zengin olan… Şu an çekilebilirim aranızdan. Ne olur? Ben kaybetmem, siz kaybedersiniz. Bu nikâhı kabul edeceksiniz. Rojda artık bir Kahraman, Savaş Kahraman’ın karısı! Onu artık böyle bileceksiniz. Üstelik Uluhan ve Kahraman aşiretleri akraba oldu. Onlara gelen her bir lafı, sözü kendime bilirim.”

“Ya Kurt Aşireti? O ne olacak?”

“Kurt Aşireti’nin ağası artık Savaş Kahraman’dır. Bunu tüm cihana ben duyuracağım.”

“Vâris sensin. Neden bunu yapıyorsun, Genco Ağa?”

Toprak Bedir’in sözleri üzerine gülümsedi. “Bu değişmeyecek. Ne yazık ki vârisiyim. Ancak yönetim hakkımı Savaş Ağa’ya veriyorum. Artık o yönetecek ve Kurt Aşireti de Yedi Aşiret’e katılacak. Dolayısıyla asıl yönetim benim kontrolümde olacak.”

Cenaze nedeniyle konağın önünde bekleyen insanların sesleri yükselmeye başlamıştı. Güvenliğimiz için içeri kimse alınmazken Beyaz Hanım ve Rojda merdivenlerde göründüler. Siyah elbiseleri ve başlarına örttükleri örtülerle yanımıza geldiklerinde karşımdaki beş adam saygıyla ayağa kalktı. Bu hareketleri kabullendiklerini gösteriyordu. Rojda yanıma geldiğinde sol elini avucumun içine aldım. Avucumda kaybolan eline ardından güzel yüzüne baktığımda başını eğdi. Uysal hâli içimi titretirken onu sıkıca sarmalamak istedim o an. Açılan kapılarla sesler ve haykırışlar artarken çevremizi adamlarımız sardı. Konaktan cenaze töreni için güçlükle çıktığımızda o andan itibaren artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Sevdiğim kadın yanı başımdaydı. Karım olarak…

Exit mobile version