34. Bölüm

İçlerinde şüphelenmeyeceğim adamlardan biri o iken şimdi çok farklı şeyler duyuyordum. “Cihan, ben Amerika’dayken bile bana ulaşan ve hâlimi hatırımı soran bir adamdı,” dedim şaşkınlıkla.

“Dostunu yakın, düşmanını daha da yakın tutacaksın, Genco Ağa. Cihan Ağa’nın babası Celal Ağa, babana yakın bir adamdı. Ancak onun amacının dostluktan çok daha farklı olduğuna ben her zaman emindim. Cihan’ın istediği tek bir şey var: Liderlik.”

“Benim yerimde olmayı istiyor yani?”

“Tam olarak öyle değil,” dedi alayla gülümseyerek.

Bu da ne demekti şimdi? Koltuğumda dikleşirken ona doğru eğildim. “Ne demek istediğini anlayamıyorum, Savaş Ağa. Biraz açık konuşur musun?”

“Yedi Aşiret’i yönetmek istiyor. Yedisinin de mallarını, topraklarını, insanlarını ve parasını… Yani her şeyin onun kontrolünde olmasını istiyor.”

Kaşlarım çatıldı. Söylediklerini zihnimde tartarken, aklıma gelenle şaşkınlıkla mırıldandım. “Yani her şeyin onun olmasını istiyor!”

“Hem de her şeyin!” Çenesini sıvazlayıp tekrar yüzüme baktı. “Senin işleri Barzan Ağa gibi hatta daha da iyi yöneteceğine eminim. Ancak bu beş adamı yönetmek istiyorsan onlara kontrol edilebilir bir özgürlük ver. Özgür olduklarını sansınlar ama ipleri senin elinde olsun.”

Ardından yerinden kalkıp cama doğru yürüdü. Bana bakmadan devam etti sözlerine. “Cihan’la ilgili bilmen gereken bir konu daha var,” dediğinde alaylı bir gülümseme yer edindi dudaklarımda.

“Hakkında bilmediğim daha ne varmış?”

Arkasına dönüp tereddütle bakışlarını yüzümde gezdirdi.

“Cihan, baban ölmeden önce onunla bir anlaşma yapmış.”

“Babamla mı? Ne konuda?” Babamın Cihan’la ne bağı olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Başını salladı.

“Evet, babanla. Cihan’dan Amelya ile evlenmesini istemiş.”

Yerimden hızla doğrulurken öfkeyle bağırdım.

“Yalan! Babam bunu neden yapsın?”

“Baban ve Ferzan Ağa arasındaki düşmanlığın nedenini ya da onun bunu neden istediğini bilmiyorum. Ancak Cihan, babanın teklifini kabul edip Ferzan Ağa’ya haber yollamış. Amelya ile evlenmek istediğini ve onu her hâliyle kabul ettiğini söylemiş.”

“Neden? Neden böyle bir şey yaptı peki?”

“İlk duyduğumda para ya da mülk olduğunu düşünmüştüm. Başlangıçta öyleymiş zaten. Babandan Gümüş Tepe’deki paha biçilemeyen arazinizi istemiş. Ancak sonra Amelya’yı görmüş ve kararını değiştirmiş. Yalnızca Amelya’yı istediğini söylemiş.”

İmkânsızdı. Amelya’nın yüzünü görmüş olamazdı. Benimle evlenene kadar peçesi yüzünden inmemişti. Peki, Cihan onu nasıl görmüştü? Neden Amelya’yı istemişti? Aklıma gelen düşünce kalbimi sıkıştırırken öfkeyle masaya yumruğumu geçirdim.

“Bana sakın o herifin Amelya’ya âşık olduğunu söyleme!”

Yanıma gelip karşımda durdu.

“Önce sakin ol, Genco Ağa.”

“Biri sana gelip Rojda’ya âşık başka bir adamın varlığından söz etse, sen sakin olabilir misin, Savaş Ağa?” dedim öfkeyle bağırırken.

Ellerini teslim olmuşçasına kaldırdı.

“Tamam, sakin olma! Ancak dinle. Bu olanları Cihan, Ferzan Ağa ve baban dışında kimse bilmiyor. O geldiğinde de bildiğini fark etmesin!”

“Ya sen? Sen nasıl öğrendin?” Gözlerimi yumarken, hissettiğim öfkenin silinmesini bekledim.

“Ben bilirim. Kendilerinin bile bilmediği sırları bilirim.”

“Ona bunun hesabını soracağım!” Ellerimi saçlarımdan geçirirken derin bir soluk aldım. “O adam buraya geldiğinde göstereceğim ona gününü!”

“İşte o zaman büyük hata edersin,” dedi yerine otururken. Ardından yüzüme baktı. “Seninle aramızdaki en büyük fark bu, Genco. Sabırsızsın…”

Köşedeki dolaptan kristal bir bardak alıp viski doldurdum. Kocaman bir yudum aldım. Boğazımdan akan içkinin soluğumu kesmesini bekledim. Ardından bir yudum daha…

“İster misin?”

“Eyvallah. Ben Rojda’ya baksam iyi olur. Sen de bu sırada biraz sakinleşmeye çalış.”

Başımı sallayarak odadan çıkmasını sessizce izledim. Kapanan kapıyla gözlerimi kapayıp elimdeki kadehi tekrar dudaklarıma götürdüm.

Amelya…

Savaş’ın merdivenlerde görünmesinin ardından bakışlarımı köşede oturan Rojda ve Beyaz Hanım’a çevirdim. Saatlerdir bana bakarak fısıldaşmalarından bunaldıysam da kalkıp gidememiştim. Sanki oradan kalkarsam onlara yenilmiş olacaktım. Saçma bir düşünce olduğunu biliyordum. Ama kendime engel olamamıştım.

Rojda… Onu her gördüğümde içim sıkılıyordu. Kendimle kıyaslıyordum. Benden daha mı güzeldi? Saçları uzun ve siyahtı. Benim saçlarım onunkilerin yanında daha açık renkti. Gözleri siyah ve çekikti. Benim gözlerimse mavi-yeşil ve iriydi. Boyu benden kısaydı ve hatları daha dolgundu. Genco onu beğenmiş miydi? Bir kez bile onun karısı olmasını istemiş miydi? Sıkıntıyla iç geçirdim. Kalbim sıkışırken Savaş’ın Rojda’yı elinden tutup yalıya götürmesini izledim. Beyaz Hanım da onların ardından kalktığında bakışlarımı bahçede gezdirdim. Bevar, Lalezar ile çıkmış ve ısrarıma rağmen nereye gideceğini söylememişti. Heyecanla yerimden kalktım. Bevar da olmadığına göre Genco yalnız olmalıydı.

“Kocam…” dedim fısıldayarak. Merdivenlere yönelip kıkırdayarak hızlıca çıktım basamakları. Birinci kattaki çalışma odasında olmalıydı. Etrafıma bakıp hızlıca koridorda yürürken, diğer uçtaki Rojda ve Beyaz Hanım’ın kapılarının kapalı olduğunu gördüğümde derin bir soluk aldım. Çalışma odasının kapısında durup, hızlıca saçlarımı düzelterek yavaşça kolu indirdim. Oda kısmen kapalı perdelerle loş görünüyordu. Bakışlarımı gezdirdiğimde, masanın başındaki siyah deri koltukta oturan adamı gördüğümde gülümsedim. Buradaydı ve yalnızdı. Sessizce içeri girip kapıyı kapadım.

Bedenimi kapıya yaslamıştım. Beni henüz fark etmemişti. Elindeki bardağa bakıyor ve arada yudumluyordu. İçki mi içiyordu? Neden? Onu şimdiye kadar içerken hiç görmemiştim. Çekinerek yanına giderken, topuklu ayakkabılarımın sesini duyduğunda başını kaldırdı. Ben yanına yaklaştığım anda bileğimden tutup kucağına çekti. Elleri yüzümde gezinirken fısıldadı.

“Sen gerçek misin?”

İçki kokusu yüzüme vurduysa da umursamadım. Onun sıcaklığında ve kollarında olmak bana yetiyordu. Ellerim saçlarında gezinirken gülümsedim.

“Buradayım.”

İnleyerek dudaklarıma kapandı. Sert öpücüklerine karşılık vermeye çalışsam da yetişemiyordum dudaklarına. Kısa bir an sonra dudaklarımızı ayırarak alnını alnıma yasladı.

“Genco,” dedim parmaklarım dudaklarında gezinirken. “Birileri gelecek.”

Başını kaldırıp, “Kimse gelemez,” dedi. Güzel gözleri yüzümde gezindi.

***

Genco…

Güzel gözlerine bakarken içimdeki yangını savurdum yüzüne. “Sana bir soru soracağım, Amelya. Cihan Korkmaz’ı tanıyor musun?”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!