17.Bölüm

Her zaman hafızasının gücüyle övünen Alex, ilk kez kendince çuvallamıştı. Fotoğraf da ki kadını nerede gördüğünü hatırlamaya çalışsa da, kafasındaki sorunun cevabını bir türlü bulamadı. Onun düşünceli halini gören Vivienne, bir sorun olup olmadığını sorarken, Clair ile Paskalya bayramında çekilen fotoğrafı onun ellerinden alıp çantasına attı. Alex, kafasındaki soru işaretlerini Vivienne söylemek yerine, bir şey olmadığını söyleyerek genç kadını geçiştirdi. İkisi arasında geçen kısa bir sessizlikten sonra Vivienne, Alex’e

“Teşekkür ederim” dedi.

Alex, beklemediği bu teşekkürle şaşırdı. “Ne için?”

Vivienne, kucağında birleştirdiği ellerine bakarak;

“En kötü günümde yanımda olduğun ve Brigitte’e karşı beni savunduğun için” diye cevap verdi.

Alex gözünü yoldan ayırmazken gülümsedi. Aklından arabayı durdurup, ona sarılmak geçse de biraz daha beklemeliydi. Durmak yerine; arabanın hızını düşürüp, boşta kalan eliyle yanında parmaklarıyla oynayan Vivienne’in elini tuttu. O an, ona içinden geçen her şeyi itiraf etmek istedi. Ama doğru zaman olmadığını biliyordu. Annesini yeni kaybetmiş bir kıza aşktan bahsetmek, daha yolun başında yapılan en büyük saçmalık olur diye düşündü.

“Bunun için bana teşekkür etmene gerek yok ki. Ne olursa olsun ben daima senin yanında olacağım.” Cümlesini bitirdiği an avucunun içinde tuttuğu eli öptü.

Genç kız; duyduğu güzel sözlerle daha fazla duygulanıp gözleri dolarken, onun ağladığını fark etmemesi için yüzünü cama çevirip, tekrar teşekkür etti. Alex, Vivienne’in boğuk çıkan sesinden ve burnunu çekmesinden ağlamaya başladığını anladı. Arabayı hemen uygun bir yerde durdurup, Vivienne’in ona bakmasını istedi. Ellerini kızın şakaklarına yerleştirip, başparmakları ile gözyaşlarını sildi.

“Lütfen ağlama. Senin gözlerinde bir damla yaş görmeye dayanamıyorum artık.”

Bu sözler Vivienne’i susturması gerekirken, tam tersi ağlamasının şiddetini daha da arttırdı. Alex, hıçkıran kızın başını kendine çekip, göğsüne bastırdı.

“Tamam, sakinleş artık, hepsi geçecek, güven bana.”

Yollarına kaldıkları yerden devam ederken, iki saat sonra Vivienne yaşadığı acı ve yorgunluktan bitkin düşmüş, gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Alex’in durumu da ondan farklı değildi. Bu şekilde devam ederlerse, dikkatinin dağılmasından ve kaza yapmaktan korktuğu için, asistanı Anaise’i arayıp kısık sesle bulundukları noktayı bildirdi. “Buraya yakın bütün otellerin listesini çıkar ve en iyisi hangisiyse iki oda ayırt.”

Telefonu kapattıktan birkaç dakika sonra, Anaise arayıp isteğini yerine getirdiğini söyledi. Şanslıydılar, on kilometre yakınlarında kalabilecekleri bir butik otel vardı. Fakat sadece çift kişilik bir süit oda boştu. Alex, arabayı otelin önünde durdurduğunda Vivienne’i uyandırdı. Genç kız gözlerini aralarken;

“Ne kadar çabuk geldik” diyerek uykulu bir sesle konuştu.

Alex, nerede olduğunu anlamaya çalışan kıza gülümsedi.

“Henüz gelmedik. Daha dört saatlik yolumuz var.”

Vivienne uyku sersemi hali ile dışarıya bakarak; “Peki, o zaman neden burada durduk” diye sordu.

Alex, genç kızın yüzüne düşen bir tutam saçı geriye çekerek, gülümsedi.

“Direksiyonda uyumaktan korkuyurum. Neredeyse kırksekiz saattir uykusuzuz. Geceyi burada geçirip, sabah erkenden yine yola çıkarız diye düşündüm” dedi.

Vivienne o kadar bitkindi ki ona hak vermeden edemedi. Arabadan inip, birlikte otele girdiler.

Genç kız; süit odanın konforuyla ev sıcaklığını hissederken, Alex’in bu gece ondan bir beklentisinin olmasına içerledi. Bilmediği, oteldeki son odayı tuttuklarıydı. Alex; asistanıyla konuşurken uyuduğu ve resepsiyonda ki görevliyle konuşurken de lobide beklediği için, tabii ki bu ayrıntıyı bilmiyordu. Gerçi tek odanın olması Alex’in işine gelmişti, çünkü Vivienne’i yalnız bırakmak istemiyordu.

İkisi birlikte yatak odasına girdiklerinde, Alex üzerindekileri çıkarıp baksırıyla yatağa girdi. Vivienne, bu gece onun varlığına ne kadar ihtiyaç duysa da, bu ihtiyaç kesinlikle seks değildi. Yine de son iki gündür Alex’in kendisi için yaptıklarına karşılık, borçlu hissediyordu. Üstelik birde aralarında sözleşme gerçeği vardı. Ağlama isteğini bastırarak, gönülsüzce yatağa yaklaşıp pantolonunu ve tişörtünü çıkartırken, Alex onu izliyordu. Vivienne sutyeninin kopçalarını açmak için elini sırtına atarken, genç adam ondan önce davranarak koluna uzanıp durdurdu. Yanına girmesi için yatağın örtüsünü açarken “Hadi artık uyuyalım, sabah erken kalkacağız” dedi. Genç kız onu yanlış anladığı için yüzü kızardı, kendine kızarak yatağa girdi. Sırtını Alex’in sıcak vücuduna yaslamak isteyerek, kendini geriye attı fakat bu sefer de Alex geri çekildi. Vivienne onun davranışını anlayamazken, Alex’in içinde fırtınalar kopuyordu. Vivienne’in güzel kokusu yetmezmiş gibi, bir de kendini geriye ittikçe, kalçaları Alex’in erkekliğini harekete geçiriyor, genç adam daha fazla dayanamayacağını biliyordu. Otelde boş olan tek odayı Vivienne ile paylaşmak zorunda kaldığı için, içinden şansına küfür etti. Başta; onun yanında olmasını şans olarak değerlendirirken, şimdi bunun tamamıyla yanlış olduğuna karar verdi. Yataktan kalkıp, mırıltıyla “Şimdilik hayalinle idare edeceğiz” diyerek banyoya doğru ilerlerken, Vivienne yastıktan başını kaldırıp, “Bir şey mi söyledin” dedi uykulu sesiyle. Alex, yüksek sesli düşündüğünü onun sesiyle fark etti.

“Yok, bir şey söylemedim. Ben duşta uzun kalacağım hadi sen uyu.”

Yarım saat; sonra rahatlamış olarak yatağa dönen genç adam, Vivienne’in ince vücuduna sarılarak uykuya dalarken, yarından sonra her şeyin daha güzel olacağını düşündü. Ama ertesi gün itibariyle başına gelecekleri tahmin bile edemezdi.

☆☆☆☆☆

Sabah gözlerini açan genç kız, gece yattıkları pozisyonun tam tersiyle uyandığını fark etti. En son hatırladığı Alex’in ona sarılmasıydı ama şimdi sarılan kendisiydi. Yavaşça kollarını çekip, duş almak için yataktan çıktığında, Alex kıpırdamamıştı bile. Ses yapmamak için, ağır ağır banyoya gidip, duşun altına girerek son iki gündür yaşadıklarını düşündü. Ne kadar üzgün olursa olsun, hissettiği güven sayesinde daha önce olmadığı kadar huzurla doluydu. Bir anda bu yaşadıklarının sonsuza kadar sürmeyeceğini düşünüp kederlensede, olumsuz düşünceleri kafasından uzaklaştırmaya çalışarak duştan çıktı. Banyoda çıkarttığı iç çamaşırlarını tekrar giyip, yatak odasına döndüğü zaman, yatakta oturan Alex ile yüz yüze gelmek utanmasına neden oldu. Hızlıca koltuğun üzerine bıraktığı kıyafetleri giyerken, Alex kahvaltı için oda servisini aradığını söyleyip kendine gelmek için banyoya gitti.

Genç adam; akşamdan beri, yatağında ve gözünün önünde çıplak gördüğü kadına sahip olmak için çıldıran bedenine, lanet okuyarak soğuk suyun altına girdi. Vivienne bu durumdayken, nasıl olurda onu bu kadar çok isteyebilirdi? Akşam, sırf onu düşünerek kendini tatmin ettiğini hatırlayarak, kendinden utandı.

Kahvaltı sonrası tekrar yola çıktıklarında Alex Vivienne’e;

“Üvey babanla aranızdaki sorun ne” diye sordu. Sorduğu soruya karşılık, Vivienne’in yüzünün aldığı şekli görünce, pişman olup; “İstemezsen anlatmaya bilirsin” dedi.

Vivienne, geçmişi hatırlayıp üzülmesine rağmen uzun zamandır bu konuyu kimseyle konuşmadığı için anlatmaya başladı.

“Babam trafik polisiydi. Bir gece sarhoşun birisi onun ölümüne sebep oldu. Babam öldükten iki yıl sonra, annem Harbin ile evlendi. Evlendiklerinde; ben üç yaşında olduğum için hatırlamıyorum ama Clair o zamanlar sekiz yaşında olduğu ve babamızı hatırladığından, Harbin’i hiçbir zaman babamın yerine koyamadı. Bu yüzden hiç anlaşamadılar. Ben daha küçük olduğumdan, Harbin’i çabuk benimsesem de, Harbin hiçbir zaman bize yakınlık göstermedi. Aksine, daima annemden kıskandı bizi. Aslında; kötü bir adam olmadığını, annemi bizimle paylaşmak istemediğinden ve kıskandığından dolayı böyle davrandığını biliyordum. Ama Clair hiçbir zaman bunları kabul etmedi, hep nefret etti ondan. Sonra bir gün evi terk edip Clair ile birlikte Marsilyaya geldik. O çalışmaya, ben de üniversiteye başladım. Başlarda her şey çok iyi giderken, sonraları bir şeyler değişmeye başladı. Ablam hakkında inanmak istemediğim birçok şey duydum. Duyduğum çirkin dedikodular, kasabaya kadar ulaşmış, Harbin de duyduklarını fırsata çevirerek annemle görüşmemizi yasaklamıştı. Aslında ben Harbin’e değil, anneme kızdım hep. Hiçbir zaman yanımızda durmadı. Hep zayıf bir kadındı ve kocasından çekindiği için kendi çocuklarını bile özgürce sevemedi. Clair öldükten sonra, yeni doğmuş bir bebekle yapayalnız kalmıştım. Sığınacak bir yer ararken, bir gün torunu olduğunu söylemek için, annemi aradım. Bana kapılarını açmayacağını bilsem de, içimden bir umut dedim kendi kendime. Fakat annem dinlemek yerine, telefonu yüzüme kapattı. Yinede o benim annemdi, bütün zayıflığına ragmen onu gerçekten çok seviyordum. Ama ne kadar çok seversem seveyim, ben annemi asıl o telefonu yüzüme kapattığında kaybetmiştim.”

Son cümlelerle birlikte; Vivienne’in kalbi o günleri tekrar tekrar yaşarken, Alex genç kızın anlattığı hikayeyle kendini çok kötü hissetti. Daha yirmi yaşını yeni doldurmasına rağmen, kaldırabileceğinden çok daha ağır yükleri omuzlarında taşıyordu.

“Sen hayatımda gördüğüm en güçlü kızsın.”

Vivienne’in acı dolu yüzünde bir anlık bir tebessüm belirdi.

“Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?”

Alex; “Yaşadığın onca şeye rağmen, dimdik ayakta durabildiğine göre tabii ki çok güçlüsün,” diyerek cevapladı.

Eve geldiklerinde öğlen olmak üzeydi ve Alex’in girmesi gereken çok önemli bir toplantısı vardı. Odasında üzerini değiştirip şirkete gitmek için hazırlanırken, Vivienne odanın kapısını çaldı. Koyu lacivert kumaş pantolonunun üzerine, tam da beyaz gömleğini giyerken gelmişti Vivienne. Gözleri Alex’in açıkta olan pürüzsüz teninde dolaşırken, bir sıkıntısı olduğunu hisseden Alex, konuşmadan kapıda duran kızın yanına yaklaştı.

“Bir sorun mu var Vivienne?”

Vivienne, kapıyı kapatıp sormak istediği soru için cesaretini toplamaya çalıştı. Alex’in henüz iliklerine geçirmediği gömleğinin düğmelerine uzanıp, kendi elleriyle takarken, söze nasıl başlayacağını düşünüyordu. Genç adam ise; teniyle temas eden parmakların hissettirdiklerine kapılmamak için, genzini temizleyerek ciddi görünmeye çalıştı. Karşısındaki bu ürkek kız ondan nasıl bir istekte bulunabilirdi ki? O an aklına Vivienne’in evden ayrılmak isteyeceği gelince buz gibi oldu.

“Evet, seni dinliyorum Vivienne.”

“Hmm şey, Angeline’i görmek için bugün eve gidebilir miyim? Söz akşama geri dönerim.”

Genç kızın sorma şekli; liseli bir kızın geceyi arkadaşında geçirmek için, ebeveyninden izin istemesi gibiydi. Onun bu hali, Alex’in hoşuna giderken diğer yandan rahatlamasına sebep oldu. Duyduklarıyla derin bir nefes alarak;

“Tabii ki gidebilirsin. Hatta sana kendini daha iyi hissettirecekse, bugün orada kalabilirsin” dediği an Vivienne mutluluktan kendini kaybedip, Alex’e sarıldı.

“Çok teşekkür ederim.”

Genç adam, onun bu kadar sevindiğine inanamayarak saatine baktı. Vivienne’i mutlu etmek bu kadar kolaydı işte. Yüzünden bir gülümseme ile;

“Benim şirkete gitmem gerekiyor. Önemli bir şey olursa lütfen beni ara,” diyerek kol düğmelerini takmaya başladı.

Vivienne onu izlerken, gömleğin düğmelerini yanlış taktığını fark etti ama Alex odanın içinde öyle hızlı hareket ediyordu ki, genç kızın onu uyarmasına fırsat vermeden odadan çıktı.

Alex; üç saat süren toplantı da, yapılan sunumlarla İngilizleri etkileyerek, karlı bir anlaşmaya imza attı. Karşı firmanın güzel temsilcisi Amelia, masaya oturduğu ilk dakikadan itibaren gözüne kestirdiği Alex’i süzüyordu. Genç adamın gözü Vivienne’den başka kimseyi görmediği için, bu bakışlar dikkatini çekmedi. Toplantı sonrası; sözleşmeyi imzalamak için, özellikle Alex’in karşısında eğilerek, diri göğüslerini sergiledi ama Alex göz ucuyla bile bakmadı. Amelia; uzun boylu, mavi gözlü, bir bakışıyla erkeklerin başını döndürebilen sarışınlardandı fakat Alex o adamlardan değildi. Alex’in ilgisizliğiyle iyice hırs yapan kadın, anlaşma sonrasında cilveli bir şekilde;

“Mösyö Alex, hazır Fransa’ya gelmişken sizin özel şaraplarınızdan tatmayı çok isterdim. Tabi beraber yiyeceğimiz bir akşam yemeği sonrası” dedi.

Amelia’nın isteğine nezaketen “Tamam” demek zorunda kalan genç adamın aklı Vivienne de olsada, yemek için sık gittiği restoranda rezarvasyon yaptırdı.

Akşam yemeğini konuklarıyla birlikte yiyen Alex’in gözü, sürekli masadaki telefonundaydı. Amelia şarapların lezzetini öve öve bitiremeyip, onun dikkatini çekmeye çalışırken, genç adam sevdiği kadına mesaj atıyordu.

“Bu gece kalacak mısın?”

Aslında, Alex Vivienne’in orada kalacağını biliyordu. Niyeti konuşma ortamı yaratmaktı. Telefonuna gelen bildirim ile hemen Vivien’den gelen mesajı açtı.

“Evet. Ama istersen gelebilirim.”

Bir süre gelen mesajı düşündükten sonra, Alex; “Yok hayır, gelmene gerek yok. Zaten bu gece eve gitmeyebilirim” diyerek mesajı cevapladı. Ardından da; “İyi akşamlar” dileyerek telefonu masaya tekrar koyu. Tabii telefonun ucunda, neden eve gitmeyeceğini kendi içinde sorgulayan bir Vivienne bırakarak.

Yemek sonrası Alex; misafirleriyle Marsilya’nın en ünlü gece kulübünde eğlenmeye çalışırken, daha fazla dayanamayacağını, Amelia’nın imalı sözlerinden ve bakışlarından bunaldığını hissetti. Vivienne’in olmadığı her yer onu boğarken, başına birde bu kadın çıkmıştı. Grupla vedalaşıp kulüpten dışarıya çıkarken, arkasından seslenen Amelia ile yavaşladı. Aslında ilk etapta; duymazlıktan geldiği kadın ikinci kez seslenince, sinirden dişlerini sıkarak olduğu yerde durmak zorunda kaldı. Zorla arkasına dönerken, sahte tebessümüyle;

“Efendim Amelia” dedi.

Amelia; daha önce hiç reddedilmediği için, ateş saçan gözlerle Alex’e sokulup, kollarını genç adamın boynuna sardı. Sonra da dudaklarını ısırarak; “Erken değil mi” diye sordu.

Alex, kendisine sarılan kadınla neye uğradığını şaşırırken, Amelia’dan kurtulmak için hamle yaptı.

“Bence saat geç bile oldu Amelia. İzin verirsen şimdi evime gitmek istiyorum.” Bir taraftan da kendisine sarılan kollardan kurtulmaya çalışıyordu.

Amelia; Alex’in ne yapmaya çalıştığını anlayınca, ikinci hamlesini yapıp, genç genç adamı öpmek istedi. Ama Alex, dudaklarına milimler kala yüzünü çevirdi. Ardından da boynundaki kollardan kurtuldu. “Lütfen Amelia, hayatımda birisi var.” Aralarına mesafe koyup Amelia’ya arkasını döndü. Ancak çok geç kalmıştı. Az önceki yakınlığın fotoğrafları Vivienne’e ulaşmıştı bile.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!