22.Bölüm

Vivienne banyodan gelen sesle yatakta sıçrarken, Alex’e kötü bir şey olduğunu sanarak hızla yerinden kalkıp sesin olduğu yere doğru koştu. Kapıyı açtığında önce sapa sağlam Alex’i, ardından da yerde parçalara ayrılmış cep telefonunu gördüğünde, derin bir nefes aldı. Alex onu uyandırdığı için suçluluk duyup, “Seni uyandırdığım için özür dilerim mulier mea” dedi.

Vivienne ondaki gerginliği fark ettiği için çekinerek kollarını beline dolayıp başını göğsüne yasladı.

“Sanırım güne kötü bir başlangıç yaptın.”

Alex neden öfkelendiğini ona açıklamak istese de, Vivienne’in öğreneceklerinden ne derecede etkileneceğini kestiremediği için, bir süre susup lavanta kokulu saçlarını okşadı. Hayatta isteyebileceği en son şey Vivienne’in üzülmesi olsa da, olanları ondan saklamasının mümkün olmadığını biliyordu. Genç kız er ya da geç yapılan haberleri görecekti. Belki de onu tanıyan birisi yazılanları daha önce görüp haber verecekti. Bu durumu başkasından duyması daha kötü sonuçlar doğuracağı için, ona bir an önce anlatmaya karar verdi. Geri çekilip Vivienne’in dudaklarına küçük bir buse bıraktıktan sonra ellerini tuttu.

“Konuşmamız gereken önemli bir konu var ” dedi.

Vivienne ona şüpheli gözlerle bakarak; “Konuya geçmeden önce, bana neden mulier mea dediğini söyler misin? Daha önce de aynı şekilde hitap etmiştin.”

Alex gülümsedi. “Mulier mea, latince kadınım demek.”

Vivienne’in kalbi sevinçle doldu, birlikte yatak odasına geçip yan yana yatağa oturdular. Alex Vivienne’e dönerek, onun bir türlü bırakmak istemediği ellerini tuttu, gözlerinin içine baktı. “Duyacakların hoş şeyler değil. Hatta seni incitebilecek kadar çirkin şeyler. Senden sadece, her ne olursa olsun seni sevdiğimi unutmamanı istiyorum”

Vivienne onun ses tonu ve yüz ifadesinden, kötü bir haber almak üzere olduğunu anladı. Yoksa Alex, aşklarının yetersiz olduğunu düşünerek ondan vazgeçtiğini mi söyleyecekti. Az önce mutlulukla atan kalbi, şimdi neredeyse kaybetme korkusu yüzünden durmak üzereydi.

“Lütfen Alex, ne söylemek istiyorsan bir an önce söyle ve bitsin” dedi. Ama tahmin ettiklerini duymaya hiç de hazır değildi aslında.

Genç adam birkaç dakika bekledikten sonra; “İkimizle ilgili haberler yapılmış” dedi ve devam edebilmek için ihtiyacı olan cesareti toplamaya çalıştı. Vivienne, merak ve korkuyla irileşen gözlerle ona bakarken Alex devam etti.

“İkimizin tanışma şeklini herkes biliyor artık” dedi ve internette okuduklarını ona anlattı.

Vivienne, onun internetten öğrendiklerini dinlerken, duyduklarıyla şok oldu. Hayatta hiçbir şey gizli kalmıyordu. Bir gün gerçeklerin öyle ya da böyle, bir şekilde ortaya çıkacağını tahmin etse de buna kendini hazırlamamıştı. Onu Alex’in yanında gören insanların, hakkında ne söyleyeceklerini düşünürken, ağlamaya başladı. Hiçbir zaman sevdiği adamın çevresi tarafından kabul görmeyecek, daima onu küçümseyeceklerdi. Bu haberin ortaya çıkması belki de Alex’i kaybedebileceği anlamına geliyordu. Hangi erkek koluna kiralık bir kızı takıp, onu yanında özgürce gezdirebilirdi. Alex onun perişan olmuş halini gördükçe, bu haberi servis edenlere içinden küfürler yağdırdı. Sonrada hıçkırarak ağlayan sevdiğine sımsıkı sarıldı.

“Ne olur ağlama, seni böyle görmeye dayanamadığımı biliyorsun. Haberleri hemen yalanlarız, yeter ki sen üzülme artık.”

Vivienne ondan uzaklaşarak kızaran gözlerini sildi.

“Ama yalan değil Alex. Görmüyor musun? Bizim birlikteliğimiz yanlış ve sana..” derken, Alex parmaklarını daha fazla konuşmaması için genç kızın dudaklarının üzerine koyarak, onu susturdu.

“Lütfen daha fazlasını söyleme. Kimin ne yazdığı ya da ne düşündüğü zerre kadar umurumda değil. Önemli olan tek gerçek sensin.”

Vivienne gerçekçi olmaya çalışarak dudaklarının üzerindeki parmakları çekti.

“Ama sen zarar göreceksin” diye cevap verdi.

Alex onun söylediklerini reddederek başını sağa sola çevirdi.

“Ben senden gelecek her türlü zarara razıyım. Yeter ki sen yanımda ol” dedi ve tutkuyla sevdiği kadının dudaklarını öptü.

Neredeyse tüm gününü yatakta geçiren Vivienne, Angeline’i bile görmeden bazen ağlayarak uzandı, bazen de unutmak için derin uykulara dalmaya çalıştı. Akşamüzeri; Alex’in yatak odasına elinde büyük bir kutuyla gelmesiyle, yatakta oturma pozisyonu aldı. Genç adam yatağın kenarına ilişerek; “Senin için sürprizim var” dedi.

Vivienne Alex’in, onun moralini düzeltmek için çabaladığının farkındaydı. Onun için gülümseye çalışarak kutuya baktı. “İçinde ne var” diye sordu.

Alex onun isteksiz olduğunu görünce kutuyu kendi elleriyle açıp, içindeki gece elbisesini gösterdi. “Bu gece için kendim seçtim. Umarım ölçülerin konusunda yanılmamışımdır.” Aslında o da en az Vivienne kadar üzgündü, fakat üzüntüsünü ona yansıtarak daha da içine kapanmaması için kendini gülümsemeye zorluyordu.

Genç kız başka zaman olsa, bu hediye karşısında çığlık atıp onun boynuna sarılabilirdi. Ama şuan hiç keyfi yoktu. Kucağında birleştirdiği ellerine bakarak;

“Ama ben o davete gelemem” dedi.

Alex Vivienne’in çenesinden tutup, başını kaldırarak gözlerine baktı. Cevabı bilse de; “Neden” diye sordu.

Vivienne; “Çünkü utanıyorum” derken, gözlerinden akan yaşlar, Alex’in parmaklarına düştü.

Genç adam onu alnından öpüp geri çekildi. “Ben yanında olduğum sürece hiçbir şeyden utanma. Ayrıca sen utanılacak bir şey değil, kimsenin cesaret edemeyeceği büyük bir fedakarlık yaptın.”

Vivivenne acı acı gülümsedi. “Ama bunu bir tek sen biliyorsun, sen anlıyorsun beni.”

Alex Vivienne’i o güne kadar birçok ruh haliyle görse de, böylesi yıkıldığına daha önce hiç tanık olmamıştı. Bu üzüntünün bir parçası olduğunu bilmek, onun için işkenceden farksızdı. Sevdiği kadının, avuçlarının içine aldığı ellerini öperek buğulu gözlerine baktı.

“Ben biliyorum ya, senin için yeterli değil mi?”

Genç kız kısa bir süre onun söylediklerini düşündü ve hak verdi. Fakat içini kemiren başka bir düşünce vardı ve bunu ona söylemeliydi.

“Beni sevgilin olarak koluna takarken, çevrendeki insanların bakışlarından, düşüncelerinden utanmayacak mısın?”

Alex ayağa kalkıp Vivienne’in üzerindeki yatak örtüsünü aldığı gibi yere fırlattı.

“Asla! Şimdi yataktan kalkıyorsun ve önce karnını doyuruyorsun, sonrada akşam için hazırlanıyorsun. Benim dışarıda biraz işim var. Döndüğümde, karşımda her zamanki güçlü Vivienne’i görmek istiyorum.”

Biraz sert konuştuğunun bilincinde olsa da, Vivienne’in içinde bulunduğu psikolojiden kurtulması için silkelenmeye ihtiyacı vardı.

Alex evden çıkmadan önce, Eliza’ya Vivienne ile ilgilenmesini, davete hazırlanması için kuaför ve makyözü eve çağırmasını söyledi. Özelliklede genç kızın sağlığı konusunda endişeli olduğu için beslenmesi konusunu bastırarak iki kez yineledi.

Alex eve döndüğünde, Eliza Vivienne’in eski odasında makyajının yapıldığını, yarım saate kadar hazır olacağını söyledi. Genç adam giyinmek için yatak odasına gitmeden önce Angeline’nin odasına uğradı. Bebeğin bakımıyla ilgilenen Gisella Alex’i görünce ayağa kalktı. “Angeline’i banyo yaptırdım, yeni uyudu efendim” dedi.

Her şeyin yolunda olduğunu gören Alex Angeline’in odasından ayrılırken, Vivienne’e uğramak istedi. Ama onu rahatsız etmek istemediği için son anda vazgeçerek kendi odasına geçti.

Yarım saat içinde tıraşını olup, üzerini giyinen Alex Vivienne’in hazır olup olmadığına bakmak için odasından çıktı. Onun bulunduğu odanın kapısını çalmak için elini yumruk yapıp havaya kaldırdığı sırada, kapı kendiliğinden açıldı. Bir anda tam karşısında beliren Vivienne’in görüntüsüyle büyülenen Alex’in, resmen nutku tutulmuştu. Onu her gördüğünde, ilk kez görüyormuş gibi heyecanlanmasına inanamıyordu. Demek aşk böyle bir şeydi.

Vivienne ise smokinin içinde her zamankinden daha yakışıklı ve şaşkın görünen genç adama; “Hazır mısın” diye sordu.

Alex ona sokulup, az önce kapıyı çalmak için kaldırdığı elini Vivienne’in beline dolayıp, onu kendine çekti. Boynunun en hassas noktasına öpücüğüyle ürpertiler yollarken, kokusunu içine çekti.

“Ben senin için daima hazırım bebeğim.”

Birlikte evden ayrıldıktan yaklaşık kırkbeş dakika sonra, Carine ve Philip davetin verildiği salonun girişinde onları tüm samimiyetleriyle karşıladılar. Vivienne onların gerçeği bildiklerini düşünerek utandı. Genç kızın ürkek bakışlarını ve değişen rengini fark eden Carine ona sevgiyle sarıldı.

“Sizi burada görmek ne büyük mutluluk, tanrım her zamanki gibi harika görünüyorsun Viviene” dedi. Sonrada Vivienne’ in kulağına eğildi. “Lütfen rahat ol. Her ne olursa olsun, Philip ve ben daima sizin yanındayız.”

Duyduklarıyla duygulanan Vivienne, ağlamamak için kendisiyle mücadele ederken, göz göze geldiği Philip gülümseyerek ona göz kırptı. Alex ile evden ayrılırken, malikanenin önünde karşılaştıkları haberci sürüsünden sonra bu kadar sıcak karşılanmak, onun için sürpriz olmuştu.

Davetteki meraklı gözlerin bakışları altında salona giren Alex ve Vivienne, onlar için ayrılan masaya yerleştiler. Yan yana oturan ikilinin yakınlığı ve Alex’in sürekli olarak Vivienne’in tuttuğu elini öpüp, kulağına gülümseyerek bir şeyler fısıldaması, birbirlerine aşkla bakmaları, ortamda bulunan birçok kadını kıskançlık krizine sokacak nitelikteydi. Gece tüm hızıyla devam ederken, bir ara Philip ve Carine salonda sessizliği sağlayıp misafirlerine geceye katıldıkları için teşekkür ettiler. Bu sırada Alex Vivienne’e “Bir dakika” diyerek ayağa kalkıp, Philip’in yanına gitti. Philip elindeki mikrofonu genç adama uzatırken, salondaki herkes pür dikkat onu izliyordu, tabii ki sevdiği adamın ne yaptığını anlamaya çalışan Vivienne de o konuklar arasındaydı. Elindeki mikrofonu dudaklarına yaklaştıran Alex;

“Sevgili konuklar, Carine ve Philip’in yirminci evlilik yıl dönümlerini kutladıkları bu anlamlı gecede, benim de sizlerle paylaşmak istediğim, hayatımla ilgili çok önemli bir gelişme var,” dedi ve gözlerini kendisini izleyen Vivienne’e odakladı. “Yaklaşık iki buçuk ay önce, gökyüzünden bir yıldız düştü yüreğime. Onun mucizevi ışığıyla öyle aydınlandım, masumiyetiyle öyle büyülendim ki, bu kısacık süre içerisinde adeta baştan yaratıldım. Şimdi izin verirseniz, beni bambaşka bir adama çeviren, ruhumu varlığıyla onurlandıran kadını, sizlerle tanıştırmak istiyorum.”

Alex sağ elini Vivienne’e uzatarak; “Gelir misin mulier mea,” dedi.

Vivienne duyduklarının etkisiyle, gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Naif yapısıyla masaların arasından tüm zarafetiyle süzülerek Alex’e doğru yürürken, iki avucunu dudaklarının üzerine kapatarak, mutluluktan hem ağlıyor hem de gülümsüyordu. Bütün salon, onları gözlerini kırpmadan sessizlikle izledi. Günlerce dilden dile dolaşacak olan aşka şahitlik yapanlar arasında, daha önce Alex’in tek gecelik birlikte olduğu kadınlarda vardı. Konukların kimisi kıskançlıkla, kimisi de gıptayla onları izlerken, Vivienne sevdiği adama ulaştı. Alex önce onun elini öptü, sonrada öptüğü eli avuçlarının içine alarak sağ dizinin üzerine çöktü.

“Aslında şuan söyleyeceklerimi bu gecenin sonuna saklamıştım. Fakat Carine ve Philip’in ilham veren mutlulukları nedeniyle, daha fazla sabredemedim. Hayatıma kattığın anlam, kendimi bulmam adına cömertçe bağışladığın aşkın için, teşekkür ederim sevgilim. Ama sadece sevgilim olman yetmiyor artık bana, daha fazlasını istiyorum. Eşim ve çocuklarımın annesi olarak, sonsuza dek yanımda olacağına dair bir söz duymaya ihtiyacım var. Benimle evlenirmisin?”

Alex’in, yüzlerce insanın önünde göğsünü gere gere Vivienne’e olan aşkını itiraf etmesi, hatta bununla da yetinmeyip genç kıza evlenme teklifi yapması, salondaki herkesi hayrete düşürmüştü. Çünkü soğuk ve kibirli olarak bilinen, kadınlara sürekli tepeden bakan Alex’den, kimse böyle bir davranış beklemiyordu. Vivienne ise kendisinden bir cevap bekleyen Alex’in karşısında, her zaman ki gibi kilitlenmiş, “evet” diye bağıran kalbinin aksine bedeni tepkisiz kalmıştı. İlk kez mutluluk gözyaşları dökerken, sadece sevdiği adamın gözlerinin içine bakıyordu. Onları izleyenler Vivienne’in vereceği cevabı beklerken, hatta bazıları kabul etmemesi için içinden dua ederken, onun bu halini çok iyi bilen Alex;

“Bebeğim kabul ediyorsan başını salla,” dedi.

Vivienne kabul ettiğini belirtmek için başını sallarken, titrek ses tonuyla “Evet” dediği an salonda alkış sesleri yükseldi. Gelen cevapla; Alex ve Vivienne’in yanı başında duran Philip keyifle elindeki kadife kutudan çıkarttığı yüzüğü, genç kıza takması için Alex’e uzattı. Sonrada bu güzel anı izlemek için geri çekilip, karısı Carine’e sarıldı.

Alex yüzüğü Vivienne’in narin parmaklarına takar takmaz ayağa kalkıp, avuçlarını sevdiği kadının yanaklarına yerleştirdi. Başparmaklarıyla Vivienne’in gözyaşlarını sildi ve aşkla dudaklarını öptü;

“Seni çok seviyorum ve benim için de olsa, artık gözlerinde bir damla yaş görmek istemiyorum” dedi.

Vivienne de ona;

“Senin gibi bir adamın aşkını hak edecek ne yaptım ki, ben de seni seviyorum.” diyerek karşılık verdi ve birbirlerine sarıldılar.

Paparazzileri atlatmak için, davetin verildiği binanın arka kapısından çıkış yaparak kendilerini bekleyen arabaya bindiklerinde, ikisi de gülüyordu. Vivienne parmağındaki yüzüğe bakarak;

“Bunu hangi ara aldığını çok merak ediyorum” dedi.

Alex onu kucağına çekerek; kulağına yaklaştı.

“Bugün dışarıya çıktığımda aldım. Aslında senin için daha özel planlarım vardı ama dayanamadım.” dedi ve Vivienne’in en çok neyden tahrik olduğunu bilerek kulak memesini hafifçe dişledi, sonrada usul usul boyun çukuruna indi. “Sanırım ne kadar sabırsız olduğumu anlatmama gerek yok.”

Vivienne gözlerini kapatarak kendini Alex’in sihirli dudaklarına, ustaca kullandığı diline bıraktı. Alex ise daha da ileri giderek ellerini kullanmaya başladığı an, Vivienne gözlerini açıp, onun göğüslerine uzanan ellerini durdurdu. Şoförle aralarındaki siyah cama rağmen, bu birlikteliğin arabanın arka koltuğunda aceleye gelmesini istemiyordu.

“Eve kadar sabret” dedi.

Ama Alex’in durmaya hiç niyeti yoktu. Genç kızın ellerinin üzerindeki elini tutarak, sertleşen erkekliğine indirdi.

“Sence bu haldeyken eve kadar dayanabilir miyim?”

Vivienne işveyle kıkırdadı. “Araba koltuğu yerine geniş bir yatağı tercih ederim.”

Alex onun dudaklarını öperken “Eve en az kırkbeş dakika var,” diye cevap verdi ve aklına gelen şey ile camdan dışarıya baktı.

Tam da tahmin ettiği yol üzerindeydiler. Vivienne’e çarpık bir gülücük attıktan sonra şoförüyle arasındaki camı indirip, arabayı kullanan adamına talimat verdi.

“Paradise otelin önünde dur.”

Vivienne yüksek sesle; “Sen çıldırmışsın” derken, şoförün söylediğini duymuş olmasından dolayı kendinden utandı. En kısa zamanda duygularını kontrol etmeyi öğrenmeliydi.

Birkaç dakika sonra görkemli otelin önünde durduklarında, Alex şoföre beklememesini söyledi. Vivienne’in elini tutup, neredeyse koşarak otele girerlerken, genç kız arkada kaldığı için dışarıdan bakan birisi, onun güldüğünü görmese zorla sürüklendiğini sanırdı.

Alex soluk soluğa Resepsiyon görevlisine; “Oda istiyoruz” dedi.

Resepsiyon görevlisi onların aceleci hallerine gülerek; “Sadece balayı süitimiz boş efendim” diye cevap verdi.

Alex Vivienne’in gözlerine bakarak güldü. “Tutuyoruz.”

Mumların yandığı, yerlere gül yapraklarının serpiştirildiği odaya girdikleri an, kapıyı kapatan Alex’in elleri, hemen Vivienne’in elbisesinin fermuarına uzandı. Bir yandan elbiseyi çıkartmaya çalışırken, bir yandan da onu olabilecek en büyük hırsla, ara ara dudaklarını ısırarak öpüyordu. Vivienne ellerini genç adamın göğsüne koyup, onu kendinden azda olsa uzaklaştırdı.

“Dur Alex. Sana söylemem gereken önemli bir şey var dedi ciddiyetle.”

Alex onun neden böyle yaptığını merak ederek; “Ne oldu?” diye sordu

Vivienne gözlerini yere indirip, dudaklarını ısırarark cevap verdi. “Şey, ben hastalandım. Kadınsal bir durum, anlarsın işte.”

“Nasıl yani?”

Vivienne gülmemek için kendini zor tutarak Alex’in bozulan yüzüne baktı.

“Regl. Sana anlatmaya çalıştım ama beni dinlemedin. Aslında evde söyleyecektim, o yüzden arabada istemediğimi söyledim.”

Alex’in hevesi kursağında kaldığı için içinden s*ktir dedi. Ama bunu ona yansıtmamaya çalıştı, tabii başaramadı. Onun hayal kırıklığına daha fazla dayanamayan Vivienne, gülmeye başladı.

“Kandırdım!”

Alex Vivienne’in şakasına karşılık gözlerini kısarak; “Demek beni kandırdın!” dedi ve Vivienne’in kollarından tutup, onu kendine çekti.

Dudaklarını hiç bitmeyeceğini düşündüğü tutkuyla öperken, elleri kalçalarına indi. Vivienne’in kalçalarını avuçlarının arasında sıktıktan sonra, elbisenin eteğini yukarı kaldırarak ellerini çamaşırının içine soktu. Vivienne’in ıslaklığıyla daha da çıldıran Alex, elindeki kayganlıktan emin olmak için çaktırmadan parmaklarına baktı, sıvı şeffaftı.

Onun ne yaptığını anlayan Vivienne gülerek; “Sen beni kontrol mü ediyorsun,” dedi.

Alex de tıpkı onun gibi gülerek karşılık verdi; “Daha çok, işimi garantiye alıyorum diyelim.”

Genç adam; saatlerdir kendini sıkmaktan kasılan bedenini özgür bırakarak, kadınının boynuna uzandığında, Vivienne gıdıklandığı için küçük bir kahkaha attı. Birlikte kıkırdayarak yatağa ilerlediklerinde, gülücükler yerini ateşli öpücüklere bırakmıştı. Alex önce onun üzerindeki elbiseyi çıkarttı, sonrada Vivienne’in yardımıyla kendi üzerindeki kıyafetlerden kurtuldu. Üzerlerinde sadece iç çamaşırları kalarak yatağa uzandıklarında, hiç bitmesini istemedikleri bir gece başlamıştı. Alex diliyle Vivienne’in ağzını esir alırken, elini silikon sutyeninin içine daldırarak sol göğsünü avuçladığında Vivienne zevkle inledi. Onun çıkarttığı seslerle daha da tahrik olan Alex, göğüslerine yapışan silikon sutyeni tamamen çıkartıp, göğüslerini serbest bıraktıktan sonra dudaklarında başladığı yolculuğuna sertleşen göğüs uçlarını emerek, hafif ısırıklar bırakarak devam etti. Vivienne Alex’in altında zevkle şekilden şekile girerken, Alex işkence eden ağır hareketlerle tangasını çıkarttı. Sonrada kokusunu içine çekerek, kasığına bıraktığı küçük öpücüklerle daha da aşağılara indi. Genç adam; aynı anda hem göğüslerini sıkarak okşayıp, hem de kadınlığını emerken, Vivienne artık dayanamayıp duyduğu hazdan dolayı çığlık attı. Bedeni alev almış gibi yanmaya başlamış, neredeyse küle döneceğini hissetmişti. Kesik kesik çıkan sesiyle; “Lütfen Alex” dedi yalvarırcasına.

Oyunbaz Alex sinsi sinsi gülerek; “Bana ne istediğini söyle,” dedi.

Vivienne neredeyse zevkten kapanmakta olan gözlerle; bacağının arasındaki adama bakarak cevap verdi. “Seni içimde istiyorum.”

Alex ise onu duymazdan gelerek dilini kullanmaya devam ederken, orta parmağını Vivienne’in kadınlığının içine itti. Vivienne bir kez daha inlerken, bacakları titremeye başlamıştı bile, sona yaklaşması an meselesiydi. Bunun farkında olan Alex, ayağa kalkmadan üzerindeki baksırı çıkartıp tekrar Vivienne’in üzerine tırmanarak, dudaklarıyla buluştuğunda; “Bir daha beni kandırmaya çalışacak mısın” diye sordu.

Vivienne ise tamamen kendini kaybetmek üzereyken, hayır anlamında sadece başını sallayabildi. Aldığı cevaptan memnun olan Alex, kollarını onun boynuna dolayarak ağır ağır içine girdiğinde, erkekliğini kavrayan darlıkla inledi. Bunu her yapışlarında, sanki ilk seferki gibi zevk alıyordu. Vivienne de tıpkı onun gibi içini dolduran adama sarılırırken, Alex her darbesinde kendini dahada ileri itti.

☆☆☆☆☆

Alex kollarında yatan Vivienne’in saçlarıyla oynarken, aklına gelen soruyla durdu. “Sana sormak istediğim bir şey var ama nasıl soracağımı bilemiyorum. Daha doğrusu bu güzel anın tadını kaçırmaktan korkuyorum,” dedi.

Vivienne onu saran kollardan kurtulup, yatağın içinde oturma pozisyonu alarak, başını göğsüne çektiği dizlerine yasladı. Alex’in ne soracağını merak ederken aynı zamanda da gerildiğini hissetti.

“Neyi bilmek istiyorsun?”

“Bana ajansla nasıl iletişim kurduğunu ve adresini söyler misin?”

Vivienne böyle bir soru beklemediği için hem şaşırdı, hemde keyfi tamamen kaçtı. “Neden?”

Alex de yatakta onun gibi oturarak karşısına geçti ve kollarını tutarak sadece merak ettiğini söyledi. Vivienne ajansı arkadaşının aracılığıyla bulduğunu anlattı ama Alex’in adresi sormasından hoşlanmamıştı.

“Yerini neden öğrenmek istiyorsun?” diye sordu.

“Çünkü yapılan haberlerle ilgileri olabilir. Yoksa bile, onlarla konuşup bu konuda sessiz kalacaklarından emin olmalıyız.”

Vivienne onun bu düşüncesine karşı çıktı.

“Bu haberi yaptırmak onlara yarar sağlamaz, aksine paravan ajanslarını deşifre eder. Oradan bir şey çıkacağını hiç sanmıyorum.”

Alex onunla aynı fikirde olsa da, adres konusunda ısrar etti. Çünkü olasılıkta olsa her ihtimali değerlendirmek istiyordu. Ajans meselesiyle iyice canı sıkılan Vivienne, ortamdaki gerginliği dağıtmak için;

“Keman çaldığını biliyorum. Bir gün bana da çalarmısın” diye sordu.

Onun beklenmedik sorusuyla genç adamın yüzü asıldı. Çünkü bu onun özeliydi. Hissettiklerini cümlelerle ifade edemeyen Alex’in, bir tür duygularını ifade ediş şekliydi. Sevdiği kadın onun için ne kadar değerli olursa olsun, şimdilik sakladığı duyguları kimseyle paylaşamazdı, yapamazdı. Vivienne’i kırmamak için;

“Belki bir gün” dedi.

Genç kız; yanlış bir istekte bulunduğunun farkına vararak, sırtını yatak başlığına dayarken gülümsemeye çalıştı.

“İnşallah ben ölmeden o gün gelir.”

Vivienne’in ölümden bahsetmesiyle Alex’in kalbi acıdı. Çünkü onun olmadığı bir hayat, kendisi içinde ölüm demekti. Hızla yerinden doğrulup, sevdiği kadını kendine çekip sıkıca sarıldı.

“Lütfen, böyle şeyler söyleme.”

Sabah Vivienne ile eve dönen Alex, üzerini değiştirdikten sonra evden çıktı. Şirkete gitmeden önce ajansa uğramaya karar verdiği sırada, çalışanlarından birisi aradı. “Efendim, hakkınızdaki haberi sosyal medyaya servis eden kişiye sonunda ulaşabildik. Kendisi, bildiğimiz ünlü bir gazetenin magazin editörü” dedi. Alex adamından editörü nerede bulabileceğini öğrendikten sonra ajansa gitmeyi erteleyip, yeni aldığı adrese yöneldi.

Haberi yapan medya kuruluşuna ulaştığı zaman, onu hayran hayran süzen sekreter önce randevusuz ziyaretçi kabul etmediklerini söyledi. Red cevabını almaktan hoşlanmayan Alex ise sinirle ellerini masaya koyup; “Sana magazin editörünü görmek istiyorum dedim, zekan kıt mı!” diye bağırdı. Az önce ne kadar yakışıklı olduğunu düşündüğü adamın, asabi tavırları ve onu öldürecekmiş gibi bakan gözleri karşısında, sekreter hemen editörün odasını aradı. Sonrada;

“Mösyö Stephan sizi bekliyor” diyerek, onu editörün odasına yönlendirdi.

Alex; kendisini karşılayan ufak tefek adamın karşısında dururken, neredeyse sinirden titriyordu. Editör gülümseyerek;

“Mösyö Alex Gerard, sizi görmek aslında sürpriz olmadı bana” dedi ve ona oturması için masasının önündeki koltuğu gösterdi.

Alex karşısındaki adama saldırmamak için kendini zor tutsada, serin tavrını korumaya devam etti.

“Size bu haberi kimin yaptırdığını öğrenmek istiyorum.”

Editör arkasındaki koltuğa yaslanarak, gevrek gevrek güldü. “Üzgünüm ama haber kaynağımı sizinle paylaşamam.”

Alex ısrar etse de adamın söylemeye niyeti olmadığını anlayınca, öfkeyle yerinden kalkıp dizini masaya koyarak, masanın arkasındaki adamın yakasına yapıştı.

“Sana bir daha sormayacağım” diye hırladı.

Adam kekeleyerek; “Bilmiyorum” diye cevap verdi.

Alex ellerini editörün boynuna geçirip sıkarken;

“Yanlış cevap,” dedi ve güçlü bedeninin karşısında, hiç şansı olmayan adam çırpınmaya başladı.

Adam kesik kesik hırıltılı çıkan sesiyle cevap vermeye çalıştı. “Yemin ederim bilmiyorum. Sadece telefonda konuştuk. Kadının yüzünü bile görmedim.”

Alex; adamın gözlerinde gördüğü korku nedeniyle doğruyu söylediğini anlayıp, onu serbest bıraktı. Hışımla odadan çıkarken editör arkasından;

“Seni dava edeceğim,” diye bağırdı.

Alex geri dönerek tekrar masaya yaklaştığında adam korkarak geri çekildi. “Sabaha kadar et” diyen genç adam bu korkunun ona yeteceğini bilerek, odadan çıktı ve ajansa giderken avukatını arayıp gazeteye dava açmasını istedi.

Editörden sonra Ajansın olduğu adrese giden Alex, orada kimseyi bulamadı, ajansın olduğu kat boştu. Binanın görevlisini bulup;

“Burada bir ajans olacaktı, taşındılar sanırım” dedi.

Görevli Alex’e şüpheyle baktı. “Mösyö, bu kat iki yıldır boş.”

Adamın verdiği cevaptan tatmin olmayan genç adam; “Emin misiniz” dediğinde görevli anlatmaya başladı.

“On yıldır buradayım. Son iki yıldır burayı kimse tutmadı, zaten sahipleri yurt dışında yaşıyor. Ama bir ara, birilerinin kiraladığını duymuştum. Hatta birkaç gün tadilat falan yapıldı ama ne gelen, nede giden oldu” dedi.

Kafasının karışıklığıyla oradan ayrılan Alex bu işte bir gariplik olduğunu düşündü ama ne olduğu hakkında fikri yoktu.

Alex kafası karışmış halde, şoförünün açtığı kapıdan arabasına binerken Vivienne’i aradı. “Bana verdiğin adres iki yıldır kullanılmıyormuş. Kimseyi bulamadım” dedi ve binanın görevlisinin söylediklerini anlattı.

Vivienne şaşkınlıkla;

“Benim sana verdiğim adres doğruydu ama .. ” derken Alex onun sözünü kesti.

“Bebeğim sana inanıyorum, açıklama yapmana gerek yok. Sadece, bu işte bir tuhaflık olduğunu senin de bilmen için aradım o kadar. Akşam gelince konuşuruz ” diyerek telefonu kapattı.

Ajansın hiç var olmamış gibi buhar olup uçmasına anlam veremeyen Alex’in aklına babası geldi. Her ne kadar araları bozuk olsa da, belki de sorularının cevabını o verebilirdi. Şoförüne babasının şirketine gitmek istediğini söyledikten yarım saat sonra görmek istemediği adamın karşısında duruyordu. Archer oğluna soğuk bir ifadeyle;

“Son görüşmemizden sonra seni buraya getiren nedeni çok merak ediyorum. Yanlış hatırlamıyorsam, beni bir daha görmek istemediğini söylemiştin” dedi.

Alex odada bulunan iki kişilik koltuğa yerleşip, sağ bacağını sol bacağının üzerine atarken, takım elbisesinin ceketinin düğmesini açtı. “Almak istediğim bazı cevaplar var.”

Archer onun ne soracağını merak ederek karşısına oturdu. “Seni dinliyorum.”

Alex, babasının Vivienne hakkındaki düşüncelerini bildiği için soracağı soru yüzünden huzursuzdu. Ellerini iki yana açarak destek almak için avuç içlerini deri koltuğa yerleştirdi.

“Vivienne’i bulduğun ajansın adresini istiyorum.”

Archer’ın Alex’in isteği karşısında gözlerinin içi güldü, keyfi yerine geldi.

“Demek yeni bir tane daha istiyorsun. Bu işler böyledir oğlum. O kızın sana yetmeyeceğini daha en başından biliyordum.”

Alex babasının alaycı sözleri karşında sinirlense de, istediğini alıncaya kadar rahat görünmeliydi. Çünkü ajanstan sonra buradan da eli boş dönmek istemiyordu.

“Adresi verecek misin, vermeyecek misin?”

Archer neşesini gizlemeden oturduğu koltuktan kalkıp, aheste aheste masasına gitti. Çekmeceden çıkarttığı siyah ajandaya bakıp, küçük bir kağıda adresi yazdı ve Alex’e uzattı.

“Adres burada. Altındaki de telefon numarası ama ulaşılamıyor.”

Alex gittiği adres ile babasının verdiği adresi karşılaştırdığı zaman aynı olduğunu gördü.

“Sana bu adresi kim verdi, yani ajansla nasıl bağlantı kurdun,” diye sordu.

Archer ise; “Bunu sana söyleyemem gizli, söz verdim. Ayrıca oraya hiç gitmedim, sadece telefonla görüştüm,” dedi.

Babasını tanıdığı için bu görüşmeden her hangi bir sonuca ulaşamayacağını anlayan Alex, kafasından geçen başka bir soruyu sordu.

“Yıllardır annemin beni başka bir adam için terk ettiği hikayesini anlatıyorsun. Ama o adamın kim olduğunu anlatmadın. Ya da onların nerede olduğunu hiç söylemedin. Şimdi, annemin bizi kim için terk ettiğini, nerede olduğunu artık bilmek istiyorum.”

Archer’ın yüzündeki rahatlama, Alex’in sorduğu soruyla anında yok oldu. Çünkü Rachell en hassas noktası olduğu için, ne zaman ondan konu açılsa kontrolünü kaybederdi. Şimdide o anlardan birisiydi ve kendisinden cevap bekleyen oğluna bakarak kükredi.

“Bunu neden soruyorsun? Neden o kadının peşine düşmek istiyorsun?”

Alex babasının huyuna gitmek için onun duymaktan hoşlanacağı bir cevap vermek zorundaydı. Ona, anneme beni neden terkettin diye soracağım demesi doğru olmazdı. O nedenle;

“Beni terk ettiği için gözlerine bakarak hesap soracağım. Ondan ne kadar nefret ettiğimi yüzüne haykırmak için sadece bir fırsata ihtiyacım var ” dedi.

Archer Alex’den aldığı cevapla, az önceki rahatlığına tekrar kavuşmuştu. Onun Rachell’den nefret etmesinden daima zevk duymuştu. Ama şimdi köşeye sıkıştığı için, istemesede vermesi gereken bir cevap vardı. Rachell nasıl olsa ölü bir kadındı, onu bulması imkansızdı, ve inandırıcı olmak için oğluna bir isim vermesi gerekiyordu. En azından bu durum, aralarını düzeltmek için iyi bir fırsat olabilirdi. Bunların hesabını yaparken aklına gelen ilk isim istem dışı dudaklarından döküldü.

“Darcy” dedi.

Alex kim dercesine; “Darcy,” diye tekrarladı.

Bu isimde en az Rachell’in ismi kadar Archer’ı rahatsız etse de, ağzından çıkmıştı bir kere. Yıllar önce aynı kadın uğruna, kıran kırana mücadele ettiği adamın ismini dile getirdiği için pişman olsa da, söylemiş bulunmuştu bir kere, geri alamazdı.

“Evet Darcy. Annenle üniversitede aynı sınıfta okuyan bir adamdı. İsminden ve annene olan saplantılı aşkından başka hiçbir şey bilmiyorum. Nerede olduklarına dair de hiçbir fikrim yok, zaten bilmek de istemiyorum.”

Alex en azından bir isim alabilmişti ama ülkede binlerce Darcy olduğu için, onu bulmak samanlıkta iğne aramak gibi olacaktı. Belki de araştırmaya, annesinin hiç tanımadığı akrabalarından başlamalıydı. Annesinin Strasburg’lu olduğunu biliyordu ve üniversite için Marsilya’ya gelip, babasıyla burada tanıştığını yıllar önce öğrenmişti. Kim bilir, belki de tekrar Strasburg’a yerleşmişti. Hiçbir şey söylemeden, babasının odasından ayrılmak için ayağa kalkıp, kapıya doğru giderken arkasını döndü.

“Sana düğün tarihimi haber vermek isterdim ama hayatımın en mutlu gününe katılmak isteyebileceğini hiç sanmıyorum” dedi.

Bunu özellikle söylemişti, çünkü Vivienne’e olan duygularından ne kadar emin olduğunu anlaması, bu konuyla ilgili bir daha karşısına çıkmaması gerekiyordu. Tüm gazeteler bir gün önceki davette yapılan evlenme teklifini yazarken, onun bu konuyu açmaması henüz haberinin olmadığını gösteriyordu. Archer Alex’in evlenmekten bahsetmesiyle hızlı hareket ederek önüne geçti.

“Bunu yapamazsın! Hakkınızda çıkan onca haberden sonra o kızla evlenmeye nasıl karar verirsin? Utanmadan ona nasıl soyadımızı vereceksin?”

Babasının soyad konusundaki takıntısını bilen Alex;

“Soyad konusun da seninle geçen sefer yaptığımız konuşmayı unuttun sanırım. Bir daha hatırlatayım, bu senin için bu kadar sorun olacaksa annemin soyadını almak için mahkemeye başvurabilirim,” dedi.

Archer çıldırmış gibi bakıyordu. “Bunu kabul etmiyorum! Ne annenin soyadını almak istemeni, nede o kızla evlenmeni.”

Babasının tepkisine karşılık, Alex o an aklına gelen düşünceyi Archer’ın suratına söyledi. “Birincisi, sana daha kaç defa söyleyeceğim, onun bir adı var, Vivienne! İkincisi, sakın o haberi yaptıranın sen olduğunu söyleme bana!”

Archer neredeyse oğlunu kaybettiğini bilerek geri adım attı.

“Saçmalama. Soyadımı taşıyorsun neden böyle bir şey yapayım,” diye cevap verdi.

Alex başlarda bu işte onun parmağı olabileceğini düşünse de, o kadarını da beklemiyordu.

“Vivienne konusu netleştiğine göre, konuşacak bir şeyimiz kalmadı. Önceki söylediklerim hala geçerli. Seni etrafımda görmek istemiyorum,” dedi ve odadan çıkacakken, Archer tekrar arkasından öfkeyle seslendi.

“Belki de haberi yaptıranlar en sevdiğin, o çok değer verdiğin arkadaşlarındır ha Alex.”

Onun ne söylemeye çalıştığını anlayamayan Alex geri dönüp, babasına yaklaştı.

“Benimle açık konuş. Ne söylemek istiyorsun? “

Archer baştan beri gizlediği gerçeği bir anda Alex’ e itiraf etti.

“Bana Ajansın adresini ve telefon numarasını veren, en yakın arkadaşların March ve Nicholas’tı” dedi.

Alex onun söylediğine inanmayıp, öfkeyle reddetti.

“Sana inanmıyorum. Neden böyle bir şey yapsınlar ki?”

“Çünkü senin kadınlar konusundaki tutumunu bildikleri için bana gelip, böyle bir ajansın varlığından bahsederek, yardım istediler. Seni kendileri ikna edemeyecekleri için, devreye benim girmem gerektiğini söylediler. Dahası bunun aramızda kalması için ısrar edip, bana söz verdirdiler. Şu an o ikisine uyduğum için o kadar pişmanım ki. Sırf onlara hak vermemin, onlarla işbirliği yapmamın sonucu olarak, bu nereden geldiği belli olmayan kızla evlenmeye karar verdin.”

Alex duyduklarını sindirmeye çalışırken, aklından geçen tek şey bunu neden yaptıklarıydı. En güvendiği iki arkadaşının babasıyla birlik olup, arkasından iş çevirmelerini hazmedemiyordu. O an aklına Nicholas’ın, Vivienne’in eve ilk geldiği günlerde yaptığı süpriz ziyaret geldi. Etrafında neler döndüğünü anlamaya çalıştıkça, herşey daha karmaşık bir hale geliyordu. Babasına dönüp, sesine yansıyan alayla;

“Verdiğin söze pek bir sadıkmışsın, tebrik ederim seni” diyerek, oradan uzaklaşırken bir an önce March ve Nicholas’ı bulup onlarla yüzleşmek istiyordu.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!