24.Bölüm

“Carine Antoinette Norman benim,” diyen Carine’nin karşısında, neye uğradıklarını şaşıran Vivienne ve Alex birbirlerine baktılar. Sonra beyninde oluşan uğultuyu savuşturan Alex, genzini temizleyerek bezgince; “Ama nasıl” diye sordu.

Carine de en az onlar kadar bu duruma şaşırmıştı. Çünkü ikinci adını büyük annesini hatırlattığı için kullanmadığı gibi, evlenmeden önceki soyadını hatırlayan insan sayısı da çok azdı.

“Ailevi nedenlerden dolayı genellikle ilk adımı kullanmayı tercih ediyorum. Ve tahmin edersiniz ki Norman benim evlenmeden önce ki soyadım.”

Alex, Carine’nin yaptığı kısa açıklama karşısında;

“Bu durumda Darcy Norman senin kardeşin” dediği an, Alex’in gerçeklere yaklaşmaya başladığını anlayan Carine’nin rengi değişti.

“Bunlar kapıda konuşulacak konular değil,” diyerek onları içeriye davet etti.

Birkaç dakika sonra karşısındaki koltukta oturan Alex ve Vivienne, cevap bekleyen gözlerle Carine’e bakıyorlardı. Carine ise nereden ve nasıl başlayacağını bilemeyerek onlara bakarken, güç almak için kocası Philip’in ellerini tuttu.

“Tam olarak neyi bilmek istiyorsun Alex?”

Alex sıkkınca nefes aldı; “Anneme ulaşmaya çalışıyorum.”

Carine kocasının ellerini bırakıp, kendi parmaklarıyla oynamaya başladı.

“Annen ve Darcy’in ne alakası var? Anlayamadım” diyerek cevap verdi.

Aldığı cevaptan tatmin olmayan Alex ayağa kalkıp;

“Hadi ama Carine, kardeşinin anneme olan aşkını bilmiyor olman imkansız. Ben sadece onların nerede olduklarını bilmek istiyorum. Annemle konuşmaya ihtiyacım var. Almam gereken cevaplar var.”

Carine de onun gibi ayağa kalkarak, Alex’in karşısında dururken, Vivienne genç adamın gerginliğinden dolayı tedirgin olmuştu. Tabii tek tedirgin olan o da değildi. Bu konuşmayı oturduğu koltuktan izleyen Philip de en az Vivienne kadar gerilmişti ama karışmaması gerektiğini biliyordu. Carine Alex’in gözlerindeki merakın yanında çaresizliği de görebilmişti ve onun bu haline içi acıdı. Onu yıllardır tanımasına rağmen, ilk defa bu ruh haliyle karşılaşıyordu.

“Annen yıllar önce Darcy ve baban arasında bir seçim yaptı Alex. O babanı tercih etti. Darcy annen evlendiği ve ona dair umutlarını kaybettiği için ülkeyi terk etti. Rachell’e olan aşkı yüzünden ben kardeşimden koptum, bunun ne demek olduğunu biliyor musun? Darcy annen yüzünden çok büyük acılar çekti.”

Carine’in anlattıklarıyla, çelişen gerçeklerin farkında olan Alex;

“Peki, kardeşine bu kadar acı çektiren kadının oğluna neden yardım ettin?” diye sordu.

Çünkü iş hayatına başlarken, Philip o dönemler tecrübesiz olan Alex’e destek vermeseydi, genç adamın şu anki gücüne kavuşması mümkün değildi. Bulunduğu konuma gelmesindeki en büyük rolün Philip olduğunu asla inkar etmemişti.

“Sadece tesadüf Alex, belki de kaderdi yollarımızın kesişmesini sağlayan, kim bilir. Darcy, ben evlendikten birkaç ay sonra şirketlerinin bir kısmını İtalyaya taşıyıp, oraya yerleşti. Ve burada kalan şirketlerin idaresini de bana bıraktı. Fakat geçirdiğim sorunlu hamileliklerin beraberinde getirdiği psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle, şirketlerin yönetimini Philip üstlendi. Sonrasını zaten biliyorsun, kızımızın lösemiyle olan savaşından dolayı hiçbir zaman işlerle aktif olarak ilgilenemedim. Philip ile ortak iş yaptığınızı ise çok sonraları öğrendim. Seni tanıdıkça iyi bir adam olduğunu gördüm Alex.”

Babasıyla Carine’in söyledikleri o kadar tezattı ki, Alex bir an için hangisinin doğruyu söylediğine karar veremedi. Babası annesinin Darcy ile birlikte giderek onu terk ettiğini söylerken, Carine Darcy’in annesinin aşkından doğan çaresizliği yüzünden ülkeyi terk ettiğini anlatmıştı. Peki, hangisi doğruyu söylüyordu? Bu sorunun cevabını tek bir kişi verebilirdi, o da Darcy.

“Bana kardeşinin telefon numarasını verebilir misin Carine? Belki annem hakkında o bir şeyler söyleyebilir bana.”

Orta yaşlı kadın Alex’in bu isteğini doğru bulmasa da, Darcy’e ulaşmadan durmayacağını biliyordu. Ve onun tanıdığı Alex, bir konuda karar verdiyse, ne yapar eder kardeşine eninde sonunda ulaşırdı, onu kimse durduramazdı. Zaten kendisini bulduğuna göre, ona ulaşması hiç de zor olmayacaktı. Carine’in asıl kafasına takılan soru, genç adamın onun ve Darcy’in ismine nasıl ulaştığıydı.

“Sana annen ve Darcy’in birlikte olabileceğini kim söyledi Alex?”

Alex’in en sevmediği şey soruya soruyla karşılık verilmesi olsa da, bir cevap vermeden istediği telefon numarasını alamayacağının farkındaydı. Yalan söylemek huyu olmadığı için direkt; “Babam söyledi” demek zorunda kaldı. Gerçi bu durumdayken yalan söylemenin bir anlamı da yoktu.

Onu Darcy’e yönlendirenin Archer olduğunu öğrenen Carine’in bedeni korkuyla ürperdi, fakat bunu Alex’e hissettirmemeye çalıştı.

“Annenle çok yakın olmasak da, hatta kardeşimin üzülmesine neden olsa da, senin annen çocuğunu başka bir adam için terk edebilecek, kocasına ihanet edebilecek bir kadın değildi. Bu kadarını bilecek kadar onu tanıyordum. Bu konuda babanın sana neden böyle bir şey söylediğine anlam veremiyorum. Ama sana istediğin telefon numarasını vereceğim.”

Darcy’in telefon numarasını alıp bulundukları evden ayrılan Alex ve Vivienne bir süre arabada sessizce kaldılar. Sessizliği bozan ise sonunda Vivienne oldu.

“Arayacak mısın?” diye sordu.

“Kafam karmakarışık mulier mea, çok fazla soru işareti var.”

Alex’in ses tonu yapacağı telefon görüşmesinden umudu olmadığı için çaresizce çıkmıştı. Onun konuşmak istemediğinin bilincinde olan Vivienne, kendisiyle birlikte eve gelmesini teklif etse de, Alex şirkete gitmesi gerektiğini söyleyerek onu eve bırakıp gitti.

Gün içerisinde Vivienne, doktor kontrolleri için Angeline’i hastanaye götürürken, Alex de ofisindeki masasında oturmuş rehberindeki kayıtlı numaraya bakıyordu. Bütün cesaretini toplayıp derin bir nefes aldıktan sonra arama tuşuna bastı. Üçüncü çalışta telefona cevap veren adama önce kendini tanıttı.

“Ben Alexandre Gerard, sizinle konuşmak istediğim önemli bir konu var Mösyö Darcy Norman.”

Telefonda kısa süreli bir sessizlik olduktan sonra Darcy cevap verdi.

“Sizi dinliyorum Alexandre.”

Ona; annesinden başka birisinin Alexandre diye hitap etmesi garip gelse de, sonuçta kendini tam adıyla tanıtan kendisi olmuştu. Gerçi bir keresinde Vivienne de ona “Alexandre” diye seslenmişti ama bu kadar rahatsız hissetmemişti, hatta hoşuna bile gitmişti. Aklından geçenleri bir kenara bırakıp;

“Anneme ulaşmaya çalışıyorum mösyö Darcy, ismimden kimin oğlu olduğumu anlamışsınızdır. Bana onunla birlikte olduğunuzu söylediler, bu doğru mu?”

Alex’in aramasına hazırlıklı olan Darcy;

“Yanlış bilgi edinmişsiniz Alexandre, Rachell’i görmeyeli neredeyse 30 yıldan fazla oldu” dedi.

Aldığı cevaptan dolayı hayal kırıklığı yaşasa da, bu onun için sürpriz olmadı.

“Rahatsız ettiğim için bağışlayın” dedikten sonra, düştüğü bilinmezlikler yüzünden telefonunu masasının üzerine attı.

Akşam eve gittiğinde Darcy ile yaptığı görüşmeyi Vivienne anlattığı zaman, genç kız pes etmemesi gerektiğini söyledi. Hatta babasıyla bu konuyu tekrar konuşması gerektiği konusunda ısrar etti ama Alex kararsızdı. Çünkü Archer’ın annesinden nefret ettiği için bu yalanı söylediğini düşünüyordu. Belki de annesine ulaşmasını özellikle istemiyordu. Babasıyla bu konuyu tekrar konuşmanın, sadece sinirlerini bozacağından emin olduğu için, bunun iyi bir fikir olmadığını söyledi.

☆☆☆☆☆

Vivienne ile birlikte birbirlerine sarılarak uyuyan Alex, ertesi sabah yatak odasının kapısının çalmasıyla gözlerini açtı. Yatakta sevdiği kadınla doğrulurken “Gir!” diye cevap verdi. Eliza utangaç tavırlarla;

“Günaydın efendim. Mösyö Marquis geldiler çalışma odasına aldım” dedi.

Saate bakan Alex sabahın 07:05’i olduğunu görünce, çıplaklığına aldırmadan aceleyle yataktan çıktı. Çünkü sabahın bu saatin de, çalışanlarından birisinin evine gelmesi anormal bir durum olduğunu gösteriyordu. Eliza’nın yüzünün aldığı rengi gören Vivienne ona gülerek; “Çıplak uyumayı seviyor” dedi. Kırmızı bir yüzle odadan çıkan Eliza yerin dibine girdi. Neden bu işler hep ona kalıyordu ki, iç geçirerek bir an önce emekli olması gerektiğini düşündü.

Alex üzerine geçirdiği eşofman altından sonra Vivienne’in dudaklarına tüy kadar hafif bir öpücük bırakıp; “Bebeğim az sonra geliyorum” dedi. Genç kız ondaki paniği hissederek, ne olduğunu sordu fakat Alex hızla odadan çıktığı için sorduğu soru havada asılı kaldı. Çalışma odasına hızlı bir giriş yapan genç adamı karşısında yarı çıplak gören müdürü Marquis oturduğu koltuktan huzursuzca ayağa kalktı.

“Mösyö Alex, sizi bu saatte rahatsız etmek istemezdim fakat size ulaşamayınca beni aradılar” dedi. Adamın sesi tedirgin ve titreyerek çıkmıştı.

Alex ondan oturmasını isteyerek karşısındaki koltuğa yerleşti.

“Neler oluyor Marquis?”

“Efendim, Burgonya ve Bordeaux da bulunan şarap fabrikalarımızda sabah karşı yangın çıkmış. Size ulaşamadıkları için beni aradılar.”

Alex duyduğu dehşet karşında korkuyla ayağa kalkarak; “Ölen ya da yaralanan var mı” diye sordu. Müdür Marquis onun tepkisi karşısında şaşırmıştı. Çünkü Alex’in kazanma hırsının en yakın tanıklarından birisi olduğu için, bugüne kadar onun hep paraya değer veren bir adam olduğunu düşünmüştü. O ise, şimdi onu şaşırtarak ölen ya da yaralanan birisinin olup olmadığını soruyordu. Bu Alex gerçekten anlaşılması zor birisi diye geçirdi içinden.

“İşçi bayramı nedeniyle resmi tatil olduğu için personel izinliymiş efendim. Fakat iki fabrikada, biri ağır ikisi hafif olmak üzere toplamda üç yaralı güvenlik görevlisi var.”

Alex de müdürü gibi bunun normal bir durum olmadığının farkındaydı.

“Yangın aynı anda iki farklı yerde nasıl çıkmış olabilir? Bu tesadüf olamaz herhalde.”

“Bilmiyorum efendim. Sadece maddi boyutunun çok büyük olduğunu söylediler.”

Alex kaşlarını çatarak karşısındaki adama ters ters baktı. Sert çıkan ses tonuyla;

“Şu an maddi kayıptan daha önemli şeyler var Marquis. Yaralanan insanlar ve çıkan yangınların nedenleri gibi.”

Onun tavrı karşısında cevap veremeyen adam, yediği azarla kızararak susmak zorunda kaldı.

Müdür Marquis’i gönderen Alex, akşam çalışma masasına bıraktığı kapalı olan cep telefonunu açtığı zaman, gelen mesajları gördü. Yaptığı birkaç telefon görüşmesinin ardından, asistanı Anaise’i aradı, Bordeaux’a giden en erken uçak saatlerini öğrenmesini istedi. Konuşmasını tamamlarken, çalışma odasının kapısından başını uzatan Vivienne’i gören Alex, eliyle içeriye girmesini işaret etti. Genç kız ona yaklaşırken Alex telefonu kapattı, Vivienne’i kollarından tutarak onu kendine çekip, dizlerinin üzerine oturmasını sağladı. Sonrada başını sıkıca sarıldığı kadınının boynuna gömüp, küçük cennetinde rahatlamaya çalıştı. Vivienne ters giden bir şeyler olduğunu anlayarak;

“Kötü görünüyorsun” dedi.

Alex olduğu yerden başını geri çekip Vivienne’in duru yüzüne baktı.

“Çünkü kötü şeyler oluyor mulier mea. İki şarap fabrikasıyla ilgili ciddi sıkıntılar var ve benim çok acil birkaç günlüğüne şehir dışına çıkmam gerekiyor. Ama senden uzak kalmaya nasıl dayanacağımı bilemiyorum” dedi. Onu telaşlandırmamak için de yangılardan bahsetmedi.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!