26.Belanın Babasıyım

Helikopterden inip tekrar arabaya binmişlerdi. Araba bir saat daha devam edip en sonunda küçük bir evin önünde durmuştu. Üçgen eve başını kaldırdı Efşan. Buz gibi bir soğuk beyaz kabanının altındaki gelinliğin içinden tenine ulaşmıştı. Belindeki elin sıcaklığıyla adım attı.

“Nereye geldik?”

Ahşap kapının üzerindeki anahtarı çevirip kapıyı ardına kadar açtı. Efşan’a dönüp, “Bursa, içeri buyurmaz mısınız Gülefşan Çelebi.” Soyadı iki dudağından ihtişamla çıkmıştı.

“Çelebi derken ağzından zümrütler akıyor, Vedat. Buyurayım.” Evin içinin sıcak havasına anında kapıldı. Ayakkabısını çıkartıp kenara bıraktığında yerin sıcacık olduğunu fark etti. Kapı kapandı, kilitlendi. Omuzlarından alınan kabanına izin verdi.

“En güzel Çelebi sensin. Senden olacakları hayal bile edemiyorum.”

Ahşap döşemelere göz attı Efşan. Büyük camları ikiye ayıran duvara şömine yerleştirilmişti ve yanıyordu. Odunların çıtırtısı odayı dolduruyordu. Etrafına bakındı, dağ evi demeye şahit isteyen klasik mobilyalarla döşenmişti. Ortada klasik desenli bir halı, ortada mermer bir sehpa vardı. Duvar diplerine uzun koltuklar, camların önüne birer berjer yerleştirilmişti.

Efşan gülümseyerek Vedat’a döndü. “Evliliğimizin birinci gününde çocuk isteyen adamın netliği akıyor.”

“Çok mu belli ettim? Ama ne güzel olurdu.” Kolunu Efşan’a sarıp koltuğa ilerletti. “Sarı veya esmer ama mavi gözlü küçük küçük kızlar.”

Efşan oturdu ama dimdikti. Göğsündeki kalın kumaş hareket alanını kısıtlıyordu. İnleyerek mum gibi arkasına yaslandı. “Evet, kulağa güzel geliyor. Vedat, şunu çıkartsam mı artık? Nefes alamıyorum.” Askılarını çekiştirip omuzlarını oynattı. Sıkıntılı yüz hatlarıyla kocasına bir kez bakıp önüne dönmüştü ki Vedat’ın dolu dolu bakışlarıyla tekrar ona döndü. “Neden öyle bakıyorsun?”

Vedat birkaç saniye daha kıpırdamadan öylece baktı. “Bir hayali yaşamanın ne olduğunu sonuna kadar hissetmeye çalışıyorum. Sen gerçek bir hayaldin, ama şimdi gelinliğinle yanımda oturuyorsun. Bunu bir kez giyecektin, giydin.”

“Hım…” Gülümseyerek elini adamın yüzüne yerleştirip tenini okşadı. “Şu konu… Giydim hem de senin gelinin olarak. Alış artık Vedat.”

Yüzündeki eli tutup dudaklarına götürdü. Gözlerini kapatarak Efşan’ın gül kokusunu içine çekti. O çekti Efşan’ın ona hayranlığı arttı. Ayağa kalktığında elini bırakmamıştı. Efşan’ı kendisiyle birlikte kaldırdı. Evin içini bilmiyordu Vedat ama salondan çıktılar. Üst kata çıkan merdiveni aştılar. Tek bir oda karşıladı onları, kocaman bir oda, üçgen uzun ve ahşap bir tavan. Üzeri güllerle kaplanmış bir yatak yanan uzun ve kalın mumlar… Sol yanlarında kahverengi bir puf vardı. Hemen kapının girişinde bir konsol yerleştirilmişti ve hepsinin üzeri gül yapraklarıyla kaplıydı.

Karısının alnına içinden akan aşkla bir buse kondurdu. Ceketini çıkartıp pufun üzerine bıraktı. Efşan’ın tacını çıkartıp konsolun üzerine dikkatlice yerleştirdi.  Topuzundaki duvağı çıkartı. Saçlarındaki tokaları tek tek çıkartıp gelişigüzel yere bırakıyordu. Topuza sıkışmış siyah ve uzun saçlar özgürlüğüne kavuşmuştu. Sırtına bükle bukle döküldü.

Efşan konuşmuyor, tek bir söz bile etmiyordu. Kendini Vedat’ın özenine bırakmıştı. Sabırlı ve âşık bir adama tüm hayatını bırakmıştı. Pişman olmayacağını çok önce anlamıştı. Birlikte başka bir diyara, yeni bir dünyaya gidecek, orada bir bütünün tüm eş parçaları olarak hüküm süreceklerdi.

Kıvır kıvır sırta dökülen saçların gül kokusuyla sarmalanıp, iki eliyle topladı. Saçları Efşan’ın tek omuzuna attı. Açıkta kalan omuzlarına dudaklarını bastırdı. Ayşem’in itinayla bağladığı iplerin düğümünü çözdü. Çok yavaş hareketlerle tek tek yerlerinden çıkardı. Efşan’ın aldığı derin nefese gülümsedi.

“Sen gelinlikten daha fazla işkence ediyorsun, Vedat.” Arkasına dönerken saçlarını omuzlarından itekleyip kocasıyla göz göze geldi.

Mavi bakışların rengi değişti. Efşan’ın gözleri kararırken Vedat’ın gözleri koyu bir renge kavuştu. Dünya üzerindeki tüm ışıklar ikisi için yandı ve söndü. Aşk bir alev kütlesi gibi oldukları evreni ikisi için ateşe veriyor ve yeniden var ediyordu. Etmeye de sonsuza kadar devam edecekti.

                                                                                   ***

Sevmek, karşılıklı sevmek iki insan için ne kadar eşsiz bir duyguysa karşılıksız sevmek de acıların en büyüğüydü. Çaresiz, çıkışı olmayan bir sokaktan kaçmak istemek ama asla çıkışı bulamamaktı. Çıkışı bulmak için kan revan koşarken her yanından ter damlardı ama yine de bir çıkış bulanamazdı. Bir kalbin içine hapsolup üzerine vurulan demir kapıların kayıp kilitlerin eline gelmesini beklemek kadar çaresizce bir bekleyişti seni sevmeyen bir kadını sevmek ve onun sonsuza dek başkasına ait olması. Kalbinin üzerinde bir acı yakıyordu onu. Ateşin içinden çekilmiş kızgın demiri kalbinin üzerine basıyordu elindeki cihaz. Vedat ile Efşan’ın yan yana sonsuz mutlulukla gülümseyen fotoğrafı o kızgın demiri her göz kırpışında bir kez daha basıyorlardı kalbinin üzerine.

Basına verilen düğün fotoğrafları kısa süre içinde binlerce insana ulaşmıştı ve bu insanlardan biri de Yalçın’dı. Efşan’ın eşsiz güzelliği onu büyülüyordu ama yanındaki bir başkasıydı. Başkasının kadını, başkasının karısı olan bir kadına saplanmayı o seçmemişti. Efşan’a büyülenmişti, sihirli bir değnek kalbine dokunmuştu, hem de ilk gördüğü gün.

Hayatındaki en büyük hatayı kalbi yapmıştı ve o artık kalbinin kölesiydi. Aklı bu duruma yorum bile getirmiyordu çünkü bir kez aklını dinlemişti ama eline bir şey geçmemişti. Aklı ona, ‘Efşan seni sevmiyor, o Vedat’ı seviyor,’ demişti ama kalbi bunu asla kabul etmemişti.

Çalışma odasında, oturduğu koltuktan kalktı. Tableti karşısındaki duvara fırlattı. Masasının üzerindekileri yere saçtı ve bunu yaparken avazı çıktığı kadar bağırıyordu. “Neden,” diyordu. “Beni sevsen ne olurdu? Benim olsa ne olurdu? Ben sevilmeyecek kadar kötü müyüm? Efşan!” diye bağırıyordu.

“Ölüyorum Efşan!” Odanın içinde kırabileceği her şeye elini atıyor, kaldırıyor ve öfkeyle parçalıyordu. “Çok sevdim seni Efşan. Kimse seni benim kadar sevemez Efşan. Dokunmasın sana, Efşan. Ölüyorum Efşan.”

Odanın içinde kırılacak her şeyi bitirdiğinde odaya bomba düşmüş, yıkılmadık duvarlar kalmış gibiydi. Sırtını duvara verip aşağı çöktü. Kahverengi gözleri hüzünle kapandığında damlalar birer birer indi. Yalçın Bozkurt ağlıyordu tam yirmi üç sene sonra bugün ağlıyordu. “Efşan,” dökülüyordu dilinden sessizce. “Çok seviyorum seni. O gece mavisi gözlerine ölürüm, Efşan. Bana bakmayacak, gülmeyecek o gözlerine ölürüm Efşan.”

“Yalçın,” dedi bir ses. Uzaklardan geliyor gibiydi. Ama sanki çok da yakındı. Başını duvara vermiş, gözyaşları içinde olan gözlerini usulca araladı Yalçın. Yanı başında gece mavisi gözleriyle ona gülümseyen kadına bakarken gözyaşları daha hızlı indi. “Geldin,” diyebildi. Başını yasladığı yerden kaldırıp, gülümseyen kadının açtığı kollara girip başını onun göğsüne yasladı.

“Sen beni bu kadar severken nasıl gelmem. Senin yanındayım, ağlama. Hadi gel.”

Elini tutan onu kaldıran kadının kendini çektiği yere, darmadağın ettiği koltuğa oturtmasına izin verdi. Gördüğü kadın onu koltuğa devirdi. Başını kolçağa bıraktı yorgunlukla, yanı başına oturan kadının gülümsemesinden kopamıyordu. Kadın elini onun saçlarına uzattı. Kömür karası saçlarını ileriye iterek okşadı. “Uyu, ben yanındayım.”

“Gitme,” dedi Yalçın, gözleri uykuya teslim olurken. “Beni hiç bırakma!”

“Uyu hadi,” dedi Kadın.

 Yalçın, saçlarındaki elin huzuruyla derin bir uykuya dalarken ânın ne kadar gerçek ne kadar hayal olduğunu seçemiyordu ve belki de hiç seçemeyecekti.

Bir ay sonra…

Arkasında, ellerini tutmak için pozisyonunu almıştı. Efşan elinde silahıyla, gözünde korumalı gözlüğüyle hedefe kilitlenmişti. Boyun çukuruna dudaklarını bastıran adama göz devirdi. “Oynaşma Vedat, geri çekil.” Gülüşü tenine çarpmıştı. “Tamam,” diyerek geri çekildi Vedat.

Efşan tetiğe ardı arkasına basarken onu izlemek o kadar keyifliydi ki başka hiçbir şey yapmadan tüm gün onu izleyebilirdi. Kurşunları bitince silahını indirip, gözlüğünü çıkarttı. Vedat kolu çekip hedefin kendilerine gelmesini sağladı. Hedef tam önlerinde durunca Efşan yarım ağız sırttı. Dudaklarını büken adama tek kaşı havada bakıyordu. Hedef tam on ikiden birçok kez vurulmuştu.

“Sen oldun.”

“Ben zaten olmuştum, senin abartmaların bunlar.”

“Her zaman iyinin daha iyisi vardır.”

“Benim iyim mi var?”

Gözlerini kırparak karısına bakan adamın ağzı açık kalmıştı. “Bence yoktur. Sen konuya dâhil değilsin ama bunu düşünebilecek kadar kıskançsın.”

“Ne alaka şimdi kıskançlıkla?”

“Var desem sadece sözleri kurşuna dizecek gibi bakıyorsun. Bu ne biçim soru Efşan?”

Omuz silkti. “Aklıma geldi söyledim. Gidelim mi Reis, sıkıldım ben. Hem hazırlanmam gerekiyor, daha elbisemi bile seçmedim.”

“Gül kurusu olsun, rengi yani.”

“Olabilir, klasik giyineceğim. Pullu elbiselerden nefret ediyorum. Kendimi süslü bir pandaya benzetiyorum. Hani kulağına kurdele takılanlar var ya, tam da ondan.”

“Ne istersen onu giyersin. Çıkalım o zaman.”

Balayından döndüklerinden bu yana birçok kez Vedat ile dernek yemeklerine, iş toplantılarına, davetlere ve iki kere de çok ünlü iki sanatçının nikâhına katılmışlardı. Vedat ona gidecekleri yerde kimlerin ne iş yaptığını, kimlerle nasıl bir sohbete gireceğini, kime seviyeli davranacağını anlatmıştı. Efşan her şeyi aklına not alıyor, bahsi geçen insanları anında tanıyordu.

Uyuşturucu ticaretinden, kaçak silahlar, mallar, el altından terör destekçisi iş adamları ve eşleri. Ne kimse gerçekten iş insanı ne de gerçekten birer suçluydu. Sistem kendini öyle güzel kurmuştu ki kimin kim olduğu bilinse bile bilinmiyordu. Kadınların birer piyon olduğunu görüyordu Efşan. Çoğunun bir kadına, bir aileye ihtiyacı olmasıyla oluşmuş aile topluluklarıydı.

Katıldığı birkaç çay sohbetinde duyduklarına sahte kahkaha atmış ama eve giden yolda kendini kusarken bulmuştu. Erkekler asla sadık değildi. Kadınların, eşlerinin sadakati konusundaki rahatlığına gülümsemişti ama hayalinde bir bıçakla hepsini biçmeyi düşünmüştü.

Vedat Çelebi’nin eşi olarak boy gösterdiğinden bu yana pek çok gözü üzerinde taşıyordu. Sanki herkes onun bir hata yapmasını bekliyordu. Ona bakan gözler kıskanç ve bir gün sen de bize katılacaksın bakışları atıyordu. Efşan sakin ve dik duruşuyla tüm gözleri ekarte edebiliyordu ama eve döndüğünde Vedat’a bir bir anlatıyor, öfkesini, söyleyemediği tüm sözleri ona sarf ediyordu. Vedat onu dinliyor, bakıyor ve sırıtıp dudağını büküyordu. “Bilmediklerimi senden öğreniyorum Efşan. Sadık Ertan’ın karısı demek…”

Efşan’ın omuzları düşüyor, tükenmişçesine koltuğa çöküyordu. “Çok iğrençler Vedat. Beni,” derken elini göğsüne bastırmış, “Kumar oynamaya çağırıyorlar. Bok gelirim,” demişti.

“Açık çek yazabilirim,” demişti Vedat. Kahkahası içinde patlarken, Efşan kulaklarından hayali dumanlar çıkarmıştı.

Ve bir aydır Yalçın’ı bir kez bile görmemişlerdi. Karşılarına hiç çıkmamıştı ki gittikleri davetlere onun da davetli olduğunu biliyor, gerilerek evden çıkıyorlardı. En sonunda yurtdışına çıktığı haberi kulaklarına çalınmıştı.

Vedat bu konuya son derece mutluydu. Yalçın’ın uzakta ama iyi olmasını diliyordu. Kendi hayatına değer vermesini, mutlu olmasını istiyordu. Yalçın’ın yaptığı her ne kadar benliğine sığmayan absürtlüğe sahip olsa da geçmiş, geçmişti ve Yalçın hep iyi anmak istediği tek kişiydi. Kalbinden Yalçın’a akan bir merhamet pınarı vardı, Vedat buna engel olamıyordu. Özellikle son görüşmelerinde anlattığı özel bilgilerden sonra. Ellerine kanı bulaşmamasını istediği tek insandı Yalçın, bir gün bunu yapmak zorunda kalmaktan korkuyordu ve öyle bir gün gelirse gözünü kırpmayacağını da biliyordu.

Bu akşam katılacakları davete ev sahipliği yapacak olan kişi ünlü bir iş insanı olan Tarık Denver adında biriydi. Türkiye’nin en gelişmiş denizcilik şirketine sahipti. Bir otelde yeni ürünlerinin tanıtım gecesi olacaktı.

Bu gece Hazan, Mihriban, Kardelen ile birlikte katılacak olmasınaysa ayrıca mutluydu. Sevemediği kadınlara sahte gülücükler atarken onlardan biri oluyordu ve bu hiç hoşuna gitmiyordu.

Dolaptan gül kuru renginde bir şeyler ardı. Sadece kollarını açıkta bırakan, kumaşın kalitesine saygıyla eğildiği tulumu çekip aldı. Sırtında ufak, v şeklinde bir açıklık vardı. Kısa bir kalın topuk ayakkabı seçti. Uzun topuk giydiğinde Vedat’ın boyuna yaklaşıyordu. Tercihleri arasında değildi çok uzun topuklu ayakkabılar. Makyajını yaptı, saçlarını sol yanına alttan sıkıca bağlaydı. Zarif küpeleriyle kalın ve pahalı bilekliğini taktı.

Peri’ye yeterince zaman ayırmaya çalışıyor ve başarıyordu ama bulunamadığı yerde Mücella Annesi imdadına koşuyordu. Efşan teyzelik yapıyordu ama Mücella Hanım annelik yapıyordu. Hem yeğenine hem de kendisine. Peri, balayından döndüklerinde okula başlamıştı. Küçük kızı aralarında bölüşmüş gibiydiler. Biri annelik diğeri anne yarısı olmuştu. Sonsuz bir mutluluk sarmalında yaşıyordu Efşan. Her şeye rağmen…

Giyinme odasından kol düğmelerini takarak gelen Vedat’a döndü. “Kocam Bey yine çok şıksınız. Gözlerimi sizden alamayacağım.”

Gülümseyerek göz deviren Vedat yatağın üzerinde duran siyah ceketine uzanıp aldı. “Bir şey geliyor gibi hissediyorum.”

“Canım… Evliliğimizin birinci, tanışmamızın dördüncü aynında beni bu kadar iyi tanımasaydın ne olurdu?”

“Yanlış olurdu. Ayşem’in talebesinden başka çıkışlar beklemiyorum.” Ceketini üzerine geçirip, ellerini cebine atıp, oturan kadının tepesinde durdu.

“Ablam bu konuda uzman, itiraf ediyorum Reis. Her gün yeni taktikler öğreniyorum.”

“Bunlar benim işime yarıyor, biliyorsun değil mi?” Sinsice sırıtmıştı Vedat.

Efşan, kocasının gözlerinden geçen kıvılcımları görebiliyordu. “Benim de işime yaraması gerekiyor. Ama sen Doğan Abi’mden daha kurnazsın.”

Kaşları havalandı, neden öyle söylediğini anlamamıştı. “Sorun nedir?”

“Sorun demeyelim.” Ayağa kalkıp, Vedat’ın ceketinin yakalarını düzeltti. “Sanırım sıkılıyorum. Bu beş çayları, davetler bana yetmiyor. Ruhumu tatmin edecek bir şeyler istiyorum.” Gözlerinin içine bakıyor, kararlı olduğunu ifade ediyordu. “Vedat ben büyük mü konuştum?”

“Hangi konuda?”

“Seni, bu hayatı kabul ederken sana söylediğim sözleri hatırlıyor musun?”

Başını sallayıp ellerini cebinden çıkarttı. Efşan’ın beline sarıp kendine yaklaştırdı. “Hatırlıyorum. Dernek dernek gezemez, yanımda bir süs gibi duramam demiştin. Kendini buna hapsettiğinin farkında değilsin. Sen süs değilsin.”

“Biliyorum, ama yine de amaçsız yaşıyor gibiyim. Benim tüm bunların dışında bir amaca ihtiyacım var.”

Onlar için doğru olan Efşan’ın asla çalışmaması, evde bir Reis havası sürdürmesi, çocuklarına bakması ve ardındaki büyük, güçlü kadın olmasıydı. Vedat gibi adamların kadınları onlardan daha başarılı olamaz, bir adım önce geçemediği gibi bir adım da geride durmak zorunda olurlardı. Diğer kadınların buna nasıl baktığı, nasıl yaklaştığını bilemezdi Vedat ama Efşan o kadın değildi. Efşan’a bunu yapmanın, yaşarken ruhunu almakla eş değer olduğunu biliyordu.

Yirmi iki yaşında, arkadaşlarıyla kafede kahve içmeyi keyif bilen, geceleri yasak dövüşlere katılıp sabah okuluna giden ve kimseden korunmaya ihtiyacı olmayan genç bir kadınken, durduğu yer pik noktasıydı. Okulundan atılmış, esir hayatına bir yaşamaya mecbur bırakılmıştı. Evlenmeyi bir kez bile düşünmemiş, ama bir gün gözlerini açtığında evli bir kadın olmuştu. Mesleği elinden alınmış, amacı sıfırlanmıştı. Tüm bunları görmezden gelmesi Efşan’ı bir gün kararlarını sorgulamaya ve mutsuzluğa sürükleyecekti. Bu düşünce Vedat’ın iliklerini titretti.

“Peki ben buna izin vermezsem, ne yapacaksın?” Lacivert gözlerine bakıyor, orada bir kuşku parçası arıyordu. Bulursa ne düşüneceğini kestiremiyordu. Ama o kadar cesur bakıyordu ki Efşan onu öpmek istedi.

“Ben sana inandım. Sen inancın ne olduğunu benden daha iyi bilirsin. Açmama gerek var mı?”

Gülümseyip saçlarına dudaklarını bastırıp çekti. “Hayır, gerek yok. Ne yapmak istiyorsun?”

Efşan’ın gülüşü yüzünü kapladı. “İki planım var. Ama merak etme Efşan Çelebi olmaya devam edeceğim. Hem şu süslü ve uyuz kadınları da bir güzel soyarım. Saçma sapan şeylere para harcıyorlar, biraz da sevap işlesinler.”

Efşan gülünce gül saçılıyorsa etrafına, Vedat o ne istiyorsa onu yapardı. Onu korumak zor olsa da elinden geleni yapardı. Yapacaktı. “Tamam, kabul. Eve dönünce detaylı konuşuruz.”

“Daha anlatmadım ki.”

“İşimi elimden almayı planlamıyorsan, kalan her şey kabulüm.”

Kocasının yüzünü elleri arasına alıp, sevinçle zıplayıp öptü. “Kralsın Reis.”

Kalbine kadar inen gülüşüyle başını sağa sola salladı. “Geç kalıyoruz Kraliçem.”

Spot ışıkların göz alıcı aydınlığıyla çokça geniş bir alandı. Ortada dev bir avize salona asalet katıyordu. Dev bir ekranın kurulu olduğu alanın önüne küçük ama şık bir kürsü yerleştirilmişti. Kadınlar ve erkekler grup hâlinde etrafa saçılmış sohbet ediyorlardı. Şen kahkahalar, samimi konuşmaların döndüğü bar tipi masaların kiminde hem kadın hem erkek, kiminde sadece kadınlar veya erkekler vardı. Garsonlar muntazam ve standart kıyafetleriyle aralarda dolaşıyordu. Sakin bir geceydi.

Bulunduğu yerden Vedat’ı net seçebiliyordu. İş adamlarının ortasında onları dinliyor, gerektiğinde kısa yanıtlar verdiğini bile anlayabiliyordu. Arasında durduğu kadınlara göz attı. Birkaçı çok gençti ama hiçbiri yirmi iki yaşında değildi. Dinle, anla ve az konuş teorisini sonuna kadar kullanıyordu. Etrafında onu tanımaya başlayan insanlar da Efşan’ın kişiliğini ölçüp biçtikçe, o güvenilir havasını aldıkça ona yaklaşmakta büyük adımlar atıyorlardı.

“Efşancığım,” dedi otuzlu yaşlarındaki esmer kadın. “Ne kadar hoşsun, duruşunu bile çok seviyorum.”

“Öyle değil mi, Çiçek? Durduğu yerde kendini sevdiren bir havası var. Vedat Bey’e olan uygunluğu gözlerimi dolduruyor,” dedi kırklı yaşlarındaki Semiha Hanım. Efşan nazikçe teşekkür edip gülümsemişti ama Semiha durmadı. “Çok iyi bir adamla evlisin. Eşim Hasan, Vedat Bey’e hayrandır. Yanında da bugüne kadar bir seni gördük sen de eşisin.”

Vedat’la ters düşmek istemeyen bir iş adamı daha yakalıyordu Efşan. Aklına not ediyordu. Etrafı Vedat’a yaranmaya çalışan insanlarla doluydu.

“Canım eşim, gerçekten de çok iyi biri. Çok şanslıyım, bunu asla tartışmam.” Kocaman gülümsediğinde etrafındaki kadınlara da küçük kahkahalar attırmıştı.

“Merhaba hanımlar.”

Sesin sahibiyle derin bir soluk aldı. Hazan ve Kardelen de gelmişti. Mihriban kendi arkadaşlarını bulduğu anda ortadan kaybolmuştu. Beni de götür diyememişti.

İki yanına geçen Hazan ve Kardelen’e fısıldadı. “Nerede kaldınız?”

“Hazan’ın manyak sevgilisine sor,” dedi Kardelen.

Hazan’ın yüzüne baktığında yeşil gözlerindeki hüzne şahit oldu. Ne Hazan ikna oluyordu ne de Vural. Özellikle de Vedat ile Efşan’ın evlenmesinden sonra baskıları arşa çıkmıştı.

“Ne olmuş,” derken kulağındaki küpeyle oynamıştı.

Kardelen de kırmızı saçlarını eliyle düzeltip Efşan’a yaklaştı. “Vural ya ben ya da biter, demiş.”

“İnanmam!”

“İnan canım inan. Hazan’ı toplayıp getirdim.”

“Ben bunun bir yolunu biliyorum ama ne kadar doğru kestiremiyorum, Kardelen.”

Kardelen, Hazan’ın kadınlarla sohbet ettiğini görüp Efşan’a yaklaştı. “Bunlar zaten baştan doğru değiller. Anlat!”

Etrafına bakınıp, elini saçına uzattığında bakışları Vedat’a takıldı. Sakince karşısındaki adamı dinleyen kocasının arkasına uzandı bakışları. Genç bir garsonun elindeki tepsi az daha devriliyordu. Dikkatini çeken durumdan bakışlarını alamadı. Yan dönen ama düşmeyen tepsinin altındaki beyaz kumaş peçeteye sarılı siyah şeyle gözleri sonuna kadar açıldı. Ucunu gördüğüne yemin edebileceği gerçeğini sorgulamaya bile kalmadan Kardelen’in arkasından dolandı. Aklından bin bir ihtimal ışık hızıyla gelip geçerken düz dolu yuvarlak bir hâle getirip garsonun arkasına mesafe aldı. Yanından hızla geçtiği insanlar ona bakıyor ama anlam veremiyordu. Garson Vedat’a yaklaşıyor, tam arkasına duracak şekilde yürüyordu. Kanına karışan korku, cesaret birbirini iteklerken yapması gerekenin, Vedat’ın bedenine girecek bir kuşunu engellemek olduğundan başka bir şey değildi. Garsonun arkasına yaklaştığında soluk bile almadan ayağını kaldırıp adamın dizinin arkasına sert bir darbe indirdi. Tepsideki bardaklar gürültüyle yere saçılırken hiç vakit kaybetmeden silah olan bileğini tutup havaya kaldırdığında adamla göz göze geldi.

Etrafındaki sesler kesildi ve herkesin odağına oturdu. Salonun ortasında dizleri yerde bir adam, elinde bir silah ve Efşan’ın havaya kaldırdığı bileğe bakıyordu.

“Efşan!”

Kocasının salonu saran yüksek sesine dönmedi. Dizini büküp göz göze geldiği adamın çenesinin altından darbesini indirdi. Adamın elindeki silah yere düşerken kadınların çığlıklarını duydu. Tuttuğu bileği bırakırken kalın topuğuyla adamın göğsüne attığı sert tekmeyle onu yere sermişti.

Belini saran kola izin verirken geriye çekilişine ayak uydurdu. “Seni vuracaktı. Sana geliyordu.” Hâlâ yerde yatan adama bakıyordu Efşan. Arif ve Yasin’in saniyeler içinde adamı ortadan kaldırmalarını izledi. Kaosa dönecek salona saniyeler içinde sükûnet çöktü. Hiçbir şey olmamış gibi.

Önüne geçen Vedat’ın yüzüne baktığında onun kendisinden daha çok korkması ama bunu o buz mavisi gözlerinin en derinlerine gizlediğini gördü.

“Tamam, sakin ol,” dedi Vedat.

“Ben zaten sakinim.” Lacivert gözlerine hüzün çöktü. “Seni vurabilirdi, Vedat.”

Efşan’ı ensesinden tutup omuzuna çekerken iki eli de sırtına yerleşmişti. “Ama olmadı.”

Davetin ev sahibinin yanlarına gelmesiyle aralarında başka bir söz geçmedi. Salondaki erkeklerin ve kadınların merceğine oturdu Efşan. Erkekler ona artık basit bir kadın gözüyle bakamayacak, kadınlar ise kiminle aşık attıklarını daha iyi bilecekti. Efşan Çelebi kim olduğunun imzasını atıyordu. Kim olacağını da açıkça ortaya seriyordu.

Mihriban, Hazan ve Kardelen’le dakikalar içinde otelden çıktı. Arkalarından Vedat binmişti arabaya. Kapı kapanmış, araba eve doğru hareket etmişti. Hazan ve Kardelen evlerine bırakılmıştı. Eve giden yolda aracın içini sessizlik kaplamıştı. Bahçeye giren araçlarından indiler ama Vedat’ın tekrar bineceğini anlamıştı Efşan. “Ben biraz geç dönerim, sen uyu.”

Belki de hayatları yeni başlıyordu, Efşan kendisinin nereye gittiğini sorgulayacak, sonuçlarına ulaşacaktı. Sonuç onu mutlu etmeyecek, belki de kendinden uzaklaştıracaktı. Hangi kadın, ellerinde kanla yatağına dönen bir adama sonsuza kadar âşık kalabilirdi? Bilmeseydi Efşan, sormasaydı. Görmemiş gibi yaparken bile güçlü dursaydı. Bunu kendine ilke edinseydi. Vedat için hayat daha kolay olurdu.

Uzun sayılacak bir zaman diliminde kocasına baktı. Saniyeler içinde ortadan kaybedilen adamın yanına gideceğine hiç şüphesi yoktu. Kiminle evli olduğunu biliyordu, başlarına daha neler gelecek bilmiyordu ama hazırlıklıydı. Deli Seyit’in ona söylediği bazı sözler zihninden gelip geçti. ‘Günlerce eve gelmesem, döndüğümde neredeydin değil, aç mısın, yorgun musun derdi Nazenin.’

“Tamam, ama uyumam beklerim.”

Sıkıntılı ama gülümseme arasında bir soluk alıp verdi. Uzanıp karısını alnından öptü. “Tamam, bekle beni. Çok geç kalmam.”

Arkasını dönüp giderken elini havada bir tur çevirdi. Adamlarına işaret veriyordu, Efşan bunları da ezber etmişti. Evin etrafını sarın diyordu. Elindeki hareketler sessiz bir çığlık gibi havada savruluyordu. Evin kapsını kapatıp Mihriban’la göz göze geldi.

“O nasıl tekmeydi kızım…” diyen Mihriban ayağını havaya savurdu.

Efşan kıkırdadı, elini ağzına kapattı çünkü sevgili görümcesi çok komik görünüyordu. “Sana da öğretebilirim.”

Mavi gözleri çakmak gibi yandı. “Kabul ediyorum. Geceye damga vurdun ay adama vurdun. Sana bundan sonra Tekmeci Efşan diyeceğim. Kadınların yüzündeki ifadeleri göremedin tabii, hepsi kıskançlıktan kudurdu.”

Mihriban’ın yanından geçerken,” Abartıyor musun?” diye sordu, odasının yolunu tutarken.

“Çok mütevazisin. Sen abime çok yakıştın Efşan.”

“Abin bana yakıştı. Ben hep bu kadındım.”

Ardına düşüp kendi odasının kapısına kadar ona laf yetiştirdi Mihriban. Efşan da odasına girip üzerindekilerden kurtuldu. Duşunu aldı, ağır ağır saçlarını kuruttu. Pikaba bir plak yerleştirdi, en sevdiği kitaplardan birini raftan aldı. Vedat’ın berjerine bakınıp iç çekti. Çaprazındaki kendine ait berjere oturup kaldığı yerden devam etti.

Saatler geçti, sayısını unuttuğu kez okuduğu kitabı yine bitirdi. Yüzünde tebessümle kitabı kapattığında kapı usulca aralandı. Başını çevirince göz göze geldiler, hemen ayağa kalkıp yanına yürüdü. “Hoş geldin.” Vedat’ın eğelenen yüzünde bir şeyler aradı.

“Hoş buldum ve günaydın. Keşke uyusaydın, çok geç oldu.” Kabanını çıkartırken Efşan elinden aldı. Ceketini çıkarttığında onu da aldı. Büyük koltuklardan birine bıraktı. “Kitap okurken zaman geçti.”

Berjerine oturan adamın omuzlarına dokundu. “E… Nasıl geçti?” derken kahkaha atmadı ama sesinde bir eğlence vardı.

“İyi, kestik biçtik ben de geldim.”

Kocasına tepeden bakıyor, sadece saçlarını görüyordu. Alt dudağını ısırıp düşündü. “Çok acı çekmiştir. Sordun mu göğsü ağrıyor muydu?”

“Topuğunun izi duruyordu,” derken gülüşüyle bedeni sallandı.

“Bu neyin neşesi?” Omuzlarını bırakıp önüne geçti. Kuşkulu, şaşkın ve karmaşık bakıyordu kocasına.

Gülüşüne ara verip, bileğinden tuttuğu karsını kucağına çekip oturmasını sağladı. Efşan meraklı bir beklenti içinde, Vedat ise konuya nasıl girse onun derdindeydi. “Vedat?”

“Efşan! Hedef ben değilmişim.”

Efşan’ın gözleri kocaman açıldı. Ağzı da aralanıp, şaşkınlığını ortaya serdi. “Ne?” diyebildi. Vedat’ın kahkahası Efşan’ın göğsünde kayboldu. Alnını karısının göğsüne sokup kahkaha attı. Efşan taş olmuş, kımıldayamıyordu.

Hızla kalktı. Elini alnına siper eden Vedat gülüşünü toplamaya çalışıyordu. “Kimin hayatını kurtardım? Gülme! Kendimi kötü, aptal gibi hissediyorum.”

“Yavrum daha neler,” derken ayağa kalkmıştı. Şu an oldukça ciddi bir yüz ifadesiyle bakıyordu. “Ne alakası var Efşan?”

“Yok yok, var işte. Durduk yere Zeynacılık oynadım. Ben nereden bileyim, sana doğru geliyordu. Sen sandım.” Ellerini yüzüne kapatıp inledi.

Ellerini tutup indirdi Vedat. “Yavrum sen ne yaptığını bir bilsen…”

“Ne yaptım? Allah’ın belası birini mi kurtardım?”

“Cık,” etti Vedat. “Devlet yandaşı, terörle mücadeleye destek veren çok zengin bir iş adamın hayatını kurtardın. Adamın önümde bir eğilmediği kaldı, Efşan. Eşi yakında ziyarete gelecektir.”

Kocasını dinlerken bakışlarındaki telaş kayboldu. Adamın eğlenen ifadesine bakıp saçını kulağının arkasına tıkıştırdı. “Ya… İyi bari.” Omuzlarını dikleştirip alt dudağını ısırıp, sırıtan Vedat’a göz devirdi. “İyi de bu neşen ne?”

“Ben anladım, sen belayı çekiyorsun, Efşan. Şimdi seni bir de terörden koruyacağım. Aylardır kurdukları komploya tekme attın.”

Gülüşü yüzüne yayılırken kocasına sokuldu. “Sen de mi belaydın, seni de mi ben çektim?”

“Ben belanın babasıyım yavrum, kesinlikle sen çektin ama çok iyi ettin.” Efşan’ın başını elleri arasına aldı. “Bir şekilde, hiç çaba harcamadan gözde olabiliyorsun. Bunu anlamıyorum ama yapıyorsun. Ben veya başkası görmeyebilirdin, bu gece orada cinayet işlenebilirdi. İnsanlara ne gösterdiğini biliyor musun?”

Başını salladı, bilmiyordu. Her zamanki ıvır zıvır sözler olduğunu sanmıyordu. “Pek çok şey göstermiş olabilirim. Batmış da olabilirim.”

“Bu gece orada bulunan ve onların anlatacağı insanlar seni benimle asla vuramayacaklarını gördü. Bizim için kadın sadece eş değildir. Kadın bizim kumada olduğumuz zemindir. Düşmanlarımız bize değil size yaklaşmaya çalışır, ama sen bana olan, benim bildiğim sadakatini bu gece âleme beyan ettin. Bir şekilde yapıyorsun. Efşan… Sen bu kadın olmak için doğmuşsun. Yıllar sana o kadar çok şey katacak ki, dönüşeceğin kadını tahmin bile edemezsin.”

“Sen görebiliyorsun sanırım?”

Başını aşağı yukarı sallarken gülümsedi. “Çok şanslı bir adamım.” Dudağına bir buse kondurup geniş koltuğa oturması için elinde tuttu. “Anlat, planların da neler varmış bakalım. Belki benim de fikirlerim olur.”

Recommended Articles

15 Comments

  1. Ahhh Efşan Kraliçe 👸 anlatılmaz yaşanır bir kadınsın ve Vedat iliklerine kadar yaşıyor 🥰🥰🥰🥰🥰

  2. Harika bir bölüm emeğine sağlık canım 🥰🥰

  3. Harika bir bölüm emeğine sağlık canım 🥰🥰 heycanla yeni bölümü bekli6

  4. ⭐⭐⭐⭐⭐

    1. Muhteşemdi ellerinize emeğinize sağlık, efşan efsane oldu

  5. Az az doyamıyorum kısa geliyor okudukça daha çok okumak istiyorum… Kalemine yüreğine sağlık 😍

  6. Harikalardı ve sen Zeynep abla hiç yazmayı bırakma olur mu karakterlerin isimleri değişsede hem o tanıdık hissiyat bizimle kalsın sen hep yaz emi🥰

  7. Harika bir bölüm bayıldım. Heleki o sahne ve sonrası, kocasını gönderir’ken hatırına gelen düşünce, ve Yalçın nedense çok üzülüyorum ona,ama bizim kıza bir komplo kurulupta, Yalçın mi kurtaracak, yada Vedat ve Yalçın efşanı kurtarmak için bir araya mi gelecek, ay valla kafamda bir yığın komplo döndü, ama asla evli bir kadına bakan adam figürü gelmedi,çünkü Payelll sende bu yok. Namusa zeval gelmez senin kaleminde,düşman dost olur belki ama başka türlü ihanet yok senin kaleminde,o yüzden yalçın ‘ın akıbeti merak konusu…

  8. Guzel yuregine saglik. Harika bir bolumdu. Yalcin bir yerlerden cikacak ama sonumuz hayir olsun.Sizofren rahat birakmaz bizimkileri.😘❤️

  9. Nedense,başkası için olduğunu anlamıştım silahlı adamın,hayran hayran okumak kalıyor bize, değer verdiğine verilen değere de sahip çıkıyor canım Efşann❤

  10. Ellerine sağlık. Çok güzel bir bölümdü.. Bayıldım

  11. Harika bir bölümdü emeğine sağlık

    1. Her geçen gün biraz daha düşüyorum hem vedat a hem de sana payelll efsan annem aysem sana iyi aşılmış çoğu şeyi beklentilerimi tam karşılıyor hatta sevkimi arttırıyorum
      Yine harika ötesi bir bölüm olmuş emeğine sağlık

  12. Canım nerelerde kaldın bölüm beklemekten helak oldum… İnşallah bir sıkıntın yoktur ve bölüm de tez zamanda gelir. Kendine iyi bak kalemine yüreğine sağlık 😍😍😍

  13. Ahh ahh tacını bir gün değil her gün takmalı bu kadın ALEMİN KRALİÇESİSİN BE GÜLEFŞAN ÇELEBİ!!👸

Leave a Reply to Ümran Cancel reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!