33.Bölüm

Hastaneye ulaştıklarında bilinci tamamen kapalı olan genç adam ameliyata alınırken, Vivienne hastanede olduğunu söylemek için Alex’i aradı. Daha sonrada ölüm kalım savaşı veren Leandre’i bekleyen Violetta’nın yanına gitti. Yaşadıklarına inanamayan iki genç kadın, birbirlerine sarılarak sessizce gözyaşı dökerken, Vivienne olanları Alex’e nasıl açıklayacağını düşünüyordu.

Hastaneye koşarak giriş yapan Alex, ameliyathanenin önüne geldiği zaman, üzerinde Leandre’nin kanını taşıyan Violetta ve Vivienne ile karşılaştı. Derin bir nefes aldıktan sonra ne olduğunu sorgulamadan sevdiği kadına sarılan genç adam için o an, önemli olan tek bir kişi vardı, Vivienne. Onu kolları arasına alan Alex; “Çok kokuttun beni” derken, Vivienne’in narin vücudu yaşadıklarına daha fazla dayanamadı. Bir anda kollarına yığılan genç kızı kucağına alan genç adam; “Doktor” diye bağırırken, çaresiz çıkan sesi bütün koridorlarda yankılandı.

Vivienne gözlerini açıp, karşısında kendisine bakan Alex’in yüzünü bulduğu an, ağlamaya başladı. “Tamam, hepsi geçti bebeğim, güvendesin” diyen genç adam, onu sakinleştirmeye çalıştı. Ama Vivienne’in gözlerindeki yaş durmak bilmiyordu. Hıçkırıklarının arasından çıkan tek kelime ise “Leandre” olmuştu. Leandre, Violetta ve Vivienne arasında ne olduğunu, neler yaşandığını bilmeyen Alex, Leandre’nin ameliyatının bittiğini, yoğun bakıma alındığını söyledi. Neler olduğunu öğrenmek için sabırsızlanan genç adam, doktorun Vivienne’in uyumasını sağlayan iğneyi yaptığı zaman, soluğu Violetta’nın yanında aldı. Giderken güvenlik önlemi olarak Vivienne’in bulunduğu odanın önüne iki koruma koymayı ihmal etmedi. Çünkü dışarıda elini kolunu sallayarak gezen, polisin azılı katil dediği babası vardı.

Alex bitkin bir halde yoğun bakım ünitesinin önünde bekleyen Violetta’nın yanına gitti. Ondan Leandre’nin son durumu hakkında bilgi alıktan sonra Violetta’ya konuşmak istediğini söyleyip, onunla birlikte hastanenin bahçesine çıktılar.

“Polisle konuşmadan önce ilk seninle konuşmak istedim Violetta. Bana neler olduğunu anlatır mısın?”

Yaşadığı korku yüzünden tam olarak kendine gelemeyen Violetta, derin bir nefes aldıktan sonra en başından her şeyi anlatmaya başladı.

“Beş ay önce kız kardeşim ortadan kayboldu. Kaybolmadan önce onunla yaptığımız konuşmada, bana hiç aşık olmaması gereken bir adama, babanıza aşık olduğunu anlatmıştı. Kaybolduktan sonra onu bulmak için ararken, babanıza gidip kız kardeşimi sordum fakat o; öyle birisini tanımıyorum dedi, inkar etti. İki ay sonrada kız kardeşimin cesedi bulundu. Bundan yaklaşık bir iki ay önce, isim vermeyen birisi tarafından ada ihbarı yapıldı. İhbarı yapan kişi, kendisini gizli tutmamız şartıyla, babanız hakkında birçok suçlamada bulundu. Aynı dönemlerde, nişanlınızın başına gelen kazanın sorumlusu olarak da babanızı gösterdi. O nedenle; hem Vivienne’i korumak hem de Archer hakkında bilgi toplayabilmek için evinize yerleştirildim.”

Duyduklarına inanamayan Alex;

“Peki, Leandre bu olayın neresinde?” diye sorduğu an, Violetta fabrika yangını ve yata konulan uyuşturucu dışındaki olan biten her şeyi, en ince detayına kadar anlattı. Leandre’ye olan duygularını, Vivienne’i kaçırma nedenini ve Violetta ile Vivienne’i kurtarma uğruna, şuan ölümle burun buruna olduğunu. Alex, Leandre’nin kardeşi olduğu iddiasını kabullenmekte güçlük çekerken, onunda aklına Vivienne’in aklına gelenler geldi. Babasının gayri meşru çocuklarından birisi olduğunu düşündü. Fakat kendisiyle alıp veremediği neydi, işte onu anlamıyordu.

Leandre Vivienne’i kaçırarak kötülük yapmıştı, ama onu kurtarak da aynı zamanda iyilik yapmıştı. Birden ortaya çıkan ortaklık, Aida’nın yeğeni olması, kaçırma olayı, hepsinde doldurulmayı bekleyen boşluklar vardı. Kafası iyice karışan genç adam, bu konuyu çözecekti elbet ama önce sevdiği kadının toparlanmasını beklemesi gerekiyordu.

Vivienne’i görmek için kaldığı odaya geri döndüğünde, onun henüz uyanmadığını görünce, karşısındaki koltuğa geçerek sevdiği kadının duru güzelliğini izledi. Bir gün mutlu olabileceklerine dair bir umuda ihtiyaç duyan genç adam, onun başına gelenlerden kendini sorumlu tutarak vicdan azabı çekti. Hem bedenen hem ruhen kendini o kadar yorgun hissediyordu ki, ayağa kalkıp Vivienne’in yattığı yatağa yaklaştı. Sonrada genç kızın incecik bedeninin yanındaki boşluğa yerleşerek, kollarını beline sardı.

Sabahın ilk ışıklarıyla yerinde kıpırdanmaya çalışan Vivienne, daha gözlerini açmadan bedenini saran güçlü kolların sahibini tanımıştı. Alex’in kokusunu içine çekerek gözlerini açtığında, uyuduğunu gördü. Bir süre başına gelenleri unutup, sevdiği yüzü izlemek istese de Alex’in gözlerini açmasıyla, hevesi kursağında kaldı.

“Günaydın Mulier Mea” diyen Alex, Vivienne’in burnunun ucuna küçük bir öpücük kondurup yataktan kalkmak isterken, genç kız onu bırakmadı.

“Lütfen yanımda kal.”

Bir süre sonra odaya gelen hemşire yüzünden birbirinden ayrılan çift, Alex’in ısrarıyla bir şeyler atıştırdılar. Bu süre zarfında da olanlarla ilgili tek kelime dahi konuşmadılar. Çünkü genç adam, onun tanık olduğu olay nedeniyle içinde bulunduğu psikolojiyi tahmin ettiğinden, yapacakları konuşmayı eve ertelemişti. Karnı doyan Vivienne daha fazla dayanamayıp, Leandre’yi ve Violetta’yı görmek istedi. Alex ile birlikte yoğun bakıma giden genç kız, geceden beri üzerindeki kanlı gömlekle bekleyen Violetta’yı görünce çok üzüldü. Doktorlar durumunun iyiye gittiğini söyleseler de, Leandre için kritik süreç dolmamıştı. Kurşunun kalbine yakın bir yere isabet etmesi onun için şanstı. Çünkü bir santim daha aşağıya denk gelmiş olsa, belki de hastaneye ulaşamadan hayatını kaybedecekti.

Hastaneden ayrılan Alex ve Vivienne için önlerinde yapılması gereken zor bir görev vardı, Aida’ya Leandre’nin vurulduğunu söylemek. Ortaya yeni çıkan kardeşlik konusu dile gelmeden, sessizlikle geçen kısa yolculuğun ardından, yarım saat sonra Aida’nın evinin önünde durdular. Vivienne, hayatının en zor haberini vermek için harekete geçsede, evin ziline basamadan durdu. Onun ne hissettiğini anlayan Alex, genç kıza güç vermek için elini tutup zile bastı. Kapıyı açan Aida karşısında Alex ve Vivienne’i bulmayı beklemediği için çok şaşırdı.

“Aida, seninle konuşmak istediğimiz çok önemli bir konu var” diyen Vivienne, Alex ile birlikte direkt içeri girip salona yönlendiklerinde, Aida panikledi.

Onları durdurmak için arkalarından; “Konu neydi” dese bile, içeriye girmelerine engel olmakta gecikti.

Salona girdiklerinde karşılaştıkları kadınla oldukları yerde kalan Alex ile Vivienne, kadının genç adama özlem dolu gözlerle bakarak; “Alexandre” demesiyle birbirlerine baktılar.

25 YIL ÖNCE

Archer boynunu sağa sola kırdıktan sonra, belindeki silahı çıkartıp namluyu Rachell’in yüzüne çevirdi. “Seni gerçekten sevmiştim Rachell, ama sen beni ve oğlumuzu hak etmiyorsun!”

Rachell, silahı görünce bütün umudunu kaybetti. Buraya geldikleri yol boyunca, başına böyle bir şey geleceğini biliyor ama kabul edemiyordu. Bütün yaptıklarına rağmen, bir zamanlar aşık olduğu adamın içinde bir parçacıkta olsa vicdan olduğuna kendini inandırmıştı. Gözlerindeki yaşı silip, daha bir hafta önce yatak odasına yanında başka bir adamla gelen kocasına tiksintiyle bakarak;

“Sen mi beni sevdin? Beni sevdiğin için mi başka adamlarla paylaşmak istedin” diye haykırdı.

Archer hiçbir şey söylemeden silahı yanındaki en tehlikeli adamına verdi, arkasını döndü. “Bitir işini. Arabada bekliyorum seni.”

Adam arkasını dönüp arabasına doğru yürüyen patronuna bakarken, silahını Rachell’in başına dayadı. Çaresizlikle karnını tutan Rachell, sessizce yalvardı. “Tanrı aşkına, bana acımıyorsan karnımdaki bebeğe acı” dedi.

Zavallı kadın daha bir gün önce öğrenmişti ikinci kez hamile olduğunu. Adamın yüz ifadesinden tereddüt eden Rachell; “Yemin ederim ortadan kaybolurum, bir daha asla yüzümü görmezsin ” dedi.

Adam; “Eğer seni öldürmezsem Archer beni öldürür, ama öldürmeye önce ailemden başlar” diye cevap verdi.

Belki kötü bir adamdı ama onunda bir ailesi vardı ve yıllardır karısı çocuk sahibi olamadığı için bebek konusunda hassastı. İşte o zaman yapılmıştı ikisi arasındaki pazarlık. Adamın boşluğa sıktığı silahla arkası onlara dönük olan Archer, böylece Rachell’den kurtulduğunu sanmıştı. Boşluğa sıktığı kurşundan sonra Archer’ın yanına giden adamı;

“Efendim siz gidin, ben cesedi sağlam bir yere gömüp sonra size katılırım” demiş, Archer da başına bela olacak bir cesettense kayıp bir kadını tercih etmişti. Böylece oğluna ve çevresine istediği gibi bir hikaye uydurabilecekti, öylede oldu.

GÜNÜMÜZ

Geçen yirmibeş yıla rağmen annesini hatırlayan Alex, iki adım gerileyerek; “Ama sen?” dediğinde, Aida da yanlarına gelmişti. Rachell’i gördüğü an Alex’in annesi olduğunu anlayan Vivienne de, en az genç adam kadar şaşkındı. Babasına hiç benzemeyen Alex’in, gözlerini ve dudaklarını kimden aldığı şimdi belli olmuştu. O da tıpkı annesi gibi bakıyordu. Vivienne’in elinden tutup, çekiştirerek arkasını dönen Alex, annesinin; “Oğlum” demesiyle durdu.

Arkasını öfkeyle dönen genç adam, başını tekrar annesine çevirdi.

“Sakın bana oğlum deme! Sen annem olma hakkını beni terk ettiğin gün kaybettin,” diye bağırdı.

Gözyaşlarına hakim olamayan Rachell, yıllardır uzaktan izlediği, hasretiyle yandığı oğluna yaklaştı. “Lütfen beni dinle, öyle karar ver Alexandre. “

Ama Alex’in onu dinlemeye hiç niyeti yoktu. Yıllarca özlemini duyduğu annesine sarılma ihtiyacıyla yanıp tutuşsa da, yapamazdı. Onu Archer gibi bir adama bırakıp, sevgisiz büyümesine neden olan kadına duygularını gösteremezdi.

“Seni dinlemek istemiyorum.”

Böyle söylemişti ama ayakları bir türlü hareket etmiyordu. Ona yaklaşan Rachell, Alex’in önünde durdu.

“Mecburdum oğlum, gitmek zorundaydım. Ama sen beni görmesen de ben senin olduğun her yerdeydim. “

Annesinin söylediklerine karşılık hayretle; “Nasıl” diye sordu.

“Ben gittikten sonra; Eliza senin yaşadıklarını gün gün anlattı bana, fotoğraflarını gönderdi. Senin için ördüğüm kazakları giydirdi. Doğum günlerinde senin için aldıklarımı, sana kendisi almış gibi hediye etti. Sekiz yaşında geçirdiğin diş operasyonunu hatırlıyormusun Alexander? İşte o gün; elini tuttuğun, yüzü maskeli hemşire bendim. Sonra okula başladığında; Nicholas ve March okul hayatın boyunca, ders notlarında dahil olmak üzere, hakkındaki tüm bilgileri benimle paylaştılar. Seni gururlanarak uzaktan izlediğim mezuniyet töreninden sonra, iş hayatına atıldığında, Philip ve Carine her şeyinden haberdar ettiler beni.”

O an Alex’in aklına, iş hayatına atıldığı ilk yıllar bir anda ortaya çıkan Philip geldi. Öyle bir fırsatı babaların oğullarına bile vermesi zorken, Philip Alex’in elinden tutmuştu.

“Onu bana sen gönderdin değil mi, Philip’i?”

Gözyaşları içerisindeki Rachelle, onaylamak için önce başını salladı.

“Onu benim sana göndermemin bir anlamı yok ki. Sen sadece yakaladığın fırsatı değerlendirerek bugünlere geldin,” dedi ve Vivienne’ e bakarak devam etti.

“Sonra bir gün yalnızlık ve mutsuzluğun içinde boğuluyordun. Tıpkı senin gibi, sırtını yaslayacak birisine ihtiyacı olan özel bir kızın varlığını öğrendim. Belki sizi hoş olmayan yollarla bir araya getirdim ama görüyorum ki başarılı olmuşum” dediği an, Vivienne müdahale etti.

“Ajans falan yoktu aslında değil mi? Hepsi düzmeceydi” dedi ve Alex’e baktı.

“Sinemada karşılaştığımız March ve eşini daha önce ajansta görmüştüm. Bana işi veren onlardı.”

Alex; “Anlamıyorum, neden böyle bir şey yaptın,” diye sordu.

“Çünkü Aida’dan, yani kız kardeşimden dolayı, tesadüfen Clair’in babanın kurbanlarından birisi olduğunu öğrendim. Bana Vivienne’in kimsesizliğinden ve çaresizliğinden bahsetti. Onda o an kendimi gördüm. Çaresizliğin ne demek olduğunu en iyi ben bilirim” diyen Rachell, Vivienne ve Alex’e şefkatle bakarak; “Birbirinizi bulabilmeniz için sadece birisinin yardımına ihtiyacınız vardı,” dedi.

Rachell’in söyledikleriyle yavaş yavaş yumuşayan Alex, kısılan sesiyle yıllardır kendi kendine sorduğu soruyu bu sefer yüksek sesle sordu.

“Peki, neden hiç gelmedin?”

“Gelemezdim Alexandre, çünkü baban beni öldürdüğünü sanıyordu. Ortaya çıkarak başkalarının hayatını tehlikeye atamazdım” diyen Rachell, Archer ile ilgili yaşadığı her şeyi anlattı. Onu; iş ortaklığı yaptığı adamlarla birlikte olmaya zorladığını, yaptığı işkenceleri tek tek anlattı. Alex ile birlikte kaçmak üzereyken yakalandıkları kısmı anlattığında ise, genç adamın gördüğü rüyalar sonunda anlam kazanmış oldu.

“Sen benim bir parçamsın oğlum, senden vazgeçebileceğimi nasıl düşünürsün? Senden uzak kaldığım, kokunu duyamadığım her gün hasretinle öldüm ben.”

Aida ve Vivienne onları nefeslerini tutarak gözyaşlarıyla izlerken, Alex’in ne tepki vereceğini merakla beklediler.

Babasının daha ne kadar ileri gidebileceğini düşünen Alex ise, Rachell’in anlattıklarından sonra annesine ne tepki vereceğini bilemedi. Sadece kalbinin sesini dinleyip, hiçbir şey düşünmeden kendine açılan kollara sarıldı. Geçen onca seneden sonra, onun değişmeyen kokusunu içine çekerek;

“Yıllardır senden nefret etmek istediğim için beni affedecek misin Rachell” dediğinde annesi gülümsedi. Çünkü Alex çocukken sadece korktuğu ve üzüldüğü zamanlar anne derdi. Mutlu olduğu zamanlar ona hep ismiyle hitap ederdi.

Aralarında yaşadıkları kısacık mutlu andan sonra, Alex annesinden uzaklaştı. Çünkü bulundukları eve asıl gelme amacını unutmuştu. Tekrar yüzüne yerleşen ciddi ifadeyi gören Rachell; “Ne oldu Alexandre” diye sordu.

“Leandre, senin oğlun mu?”

“Evet. O gün, yani evden kaçarken hamileydim. O senin öz kardeşin. Tabi bir de Alix cadısı var. Darcy bana yardım elini uzattıktan birkaç yıl sonra evlendik ve bu evlilikten doğan bir de kız kardeşin var oğlum.”

Rachell’in gülümseyerek anlattıklarına karşılık, Alex’in yüzü buz gibi donuktu.

“Şimdi söyleyeceğim şey çok hoş bir konu değil. Öncelikle sakin olmanı istiyorum.”

Rachell Alex’in kötü bir şey olduğunda, çocukluğunda olduğu gibi avucunu kapatıp açtığını fark ettiği an yüzü soldu; “Seni dinliyorum.”

“Leandre yaralandı” dedi ve olanları kısaca anlattı.

Onun anlattıklarını dinlerken tekrar ağlamaya başlayan Rachell, Lendre’nin neden böyle bir şey yaptığına anlam veremiyordu. Çünkü onun tanıdığı oğlu uysal, iyi kalpli bir çocuktu, böyle bir adam değildi. Rachell yıllar sonra oğluna kavuşmanın sevincini doyasıya yaşayamadan, diğer oğlunun yaralandığı haberi ile sarsıldı. O, Aida ile birlikte hastaneye gitmek için evden ayrılırken, Leandre ile yüzleşmeye hazır olmayan Alex ve Vivienne, gün yüzüne çıkan gerçeklerle evlerine gittiler. Genç adamın şimdilik tek yapabileceği, hayatına dahil olan kardeşi için iyileşmesini dilemekti. Sonrasında düğününü neden mahvettiğini sorgulayacak çok zamanları olacaktı.

Eve girer girmez onları karşılayan Eliza’ya Angeline’i soran Vivienne; “Uyuyalı henüz bir saat oldu” cevabını aldı. Kendi odalarına gitmeden küçük meleğini görmek isteyen genç kız, Angeline’nin odasına girince onun boş yatağı ve yatağın içindeki notla karşılaştı.

ARCHER GERARD’DAN SEVGİLERLE.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!