28.Bizimki Garip Bir Aşk Hikayesi

Annesine de olayı çıtlatıp fikirlerini alan Efşan, dışarı çıkamadığı için planı evde gerçekleştirmek zorundaydı. Vedat dün sabah Hollanda’ya gitmişti, yarın sabah erken bir toplantıdan sonra dönecekti. Dün geceyi koynuna sardığı yeğeniyle geçirmişti ama Vedat saat başı arıyordu. Şu anda o saat başlarından biriydi.

“Bugün beni kaçıncı araman?”

“Saymadım, kocanın telefonları gözüne mi battı?”

Efşan göz devirdi. Vedat’ın sitemle karışık öfkeli sesine anlam veremiyordu. “Reis, ben evde ve iyiyim. Gerçekten iyiyim, sesim kötü mü geliyor?”

“Yok yavrum, kocasını evden postalayan kadının rahatlığı gibi sesin.”

Efşan engel olamadığı gülüşüyle kilometrelerce uzaktaki kocasını güldürmeyi başarmıştı. “Vedat…”

“Hım…” dedi ses tonu değişen adam.

“Özlemle eşimi bekliyorum. Ama izin verirsen bugün Hazan’ı delirtecek oyunumuzu sahnelemek zorundayım. Akşam yemeğine Vural ve Ruken gelecek. Annenle böyle bir olan yaptık.”

“Annem de dünden hazırmış.”

“Sorma. Aferin dedi bana, Hazan’a içten içe kinliymiş. Vural’ı yıllardır oyalamasına içerlendi.”

“Vay, gelin kaynana ortaklığı,” derken gülümsediğini duyumsadı Efşan. “Tamam, kapatıyorum, ama yine arayacağım.”

“Bekliyor olacağım, Reis. Senden gelen telefona bile razıyım.” Sırıtarak telefonu kapatıp konsolun üzerine baraktı. Masa şahane olmuştu ama inşallah Hazan ortalığı yıkmazdı. Mücella annesinin yemek takımlarına yazık olurdu. Kapının sesiyle üzerine son bir çeki düzen vermek adına eteğini havalandırdı. Nazenin’in şen sesiyle onu karşılamak için koridora ilerledi.

Korhan, Nazenin’i bir an olsun yalnız bırakmıyordu. Nazenin bundan şikâyetçi gibi görünse de etrafındaki herkes onun nasıl seven bir kadın olduğunu görebiliyordu. Korhan da buna dâhildi.

“Olay var dediniz geldik,” dedi Korhan, kolunu nişanlısının omuzuna dolarken.

“Sessiz olun, olay çıkmadan bitirelim,” dedi Efşan. “Azıcık göz açma diyelim.”

“Bence geç bile kalınmış bir durum. Travmasına saygı duyuyorum ama bir viraj olmalıydı,” dedi Nazenin.

Arkalarından gelenlere yol açarak solana girdiler. Kardelen de Okan’la birlikte gelmişti. Okan hâlâ sürünüyordu. Kardelen bilerek yapıyor, ona bir göz kırpıp ardından ters tepiyordu. Okan yakında delirme noktasına geldiğinde o kırptığı gözünden öpecekti.

“Pot kırmak yok,” dedi Efşan. “Her zamanki hâlinizle devam edin. Hazan’ı kimse sakinleştirmeye çalışmasın.”

“Sen merak etme, ne sakinleştirmesi? Ben benzin dökmeyi düşünüyorum. Elindekinin kıymetini bilmeli insan.”

Efşan kollarını göğsünde bağlayıp gülümsedi. Okan’ın bak sen dercesine kalkan kaşını da görmüştü. “Bunu ciddi mi söylüyorsun?”

Kardelen kırımızı saçlarını eliyle iterek havalandırdı. Salona saparak, “Evet, canım,” dedi.

“Bilerek canıma okuyor. Benim içinde bir plan yapsana yenge.”

“Kardelen senden atak bekliyor, plana değil, bir kükremeye ihtiyacın var.”

“Nasıl yani?”

Mihriban yaklaşıp, kolunu Efşan’ın omuzuna attı. “Ah benim saf abim… Kardelen gibi birinin sevdiceği olmak için biraz maço olman lazım. Efşan onu anlatmaya çalışıyor.”

Okan’ın iki kaşı da havaya kalkmıştı. Kardeşine ve yengesine bakarken yüzünü buruşturdu. “Sizi anlamak çok zor. Oluruz beğenmezsiniz olmayız yine beğenmezsiniz.”

“Ben elma sevmiyorum diye, Kardelen’in de sevmemesini bekleyemezsin. Kişilikler kişilere göre kıyafet giyer,” dedi Efşan.

“He abim, Efşan doğru söylüyor. Senin aşkının bedeni de bu.”

Efşan olduğu yerde doğruldu. Açık kapıdan gelenleri görüyordu. “Tamam, Hazan geliyor. Siz içeri geçin.”

Mihriban ve Okan salona girerken aralarında itişip duruyordu. Efşan onlara bakıp başını sağa sola sallayıp gülümsedi.

“Selam canım,” derken uzanıp Efşan’a sarıldı Hazan.

“Hoş geldin canım, hadi geç.”

“Bu yemek ne için?” diye sordu Hazan. “Özel bir şeyi mi kutluyoruz?”

“Ben de sana soracaktım,” dedi Efşan. “Vural, annemi aradı ve açıklayacağı bir şeyler olduğunu söyledi. Sen bilmiyor musun?”

Hazan’ın kaşları birleşti, bakışları değişti ve bir anlamsızlık oturdu. “Haberim yok.”

Ediz en son gelip iki kadın arasında mekik dokudu. “Selam hanımlar. Neyi kutluyoruz?”

“Bilsem,” diyen Hazan salona ilerledi. Ediz başını sağa sola sallayıp Efşan’a sırıttı. “Hanım yenge iş başındasın.”

“Aman sessiz ol,” derken işaret parmağını dudağına götürüp gülümsedi. “Hadi biz de girelim.”

Masanın etrafını saran aile üyelerinde sadece Hazan gergindi. Diğerleri şen şakrak gülüşüp konuşuyorlardı. Masada sadece Ragıp Bey yoktu. Kapının son zil sesi evin içinde yankı buldu, aile fertlerinin başı kapıya dönmüştü. Peri’nin istemsiz bir duruma şahit olmasını istemedikleri için erken yedirmişler, odasına oynamaya göndermişlerdi.

Esmer güzeli, çakmak çakmak yanan kahverengi gözleriyle bakıyordu. Saçları geriye taranıp fönlenmiş havada uçuşuyordu. Siyah dar elbisesi, topuklu ayakkabılarıyla Ruken çok güzel görünüyordu. Yüzünde mağrur bir ifadeyle salona Vural’ın kolunda girmişlerdi.

Vural çenesi yukarıda, yaptığından korkuyor ama gizliyordu. Hazan gibi bir kadına bu yaptığına inanamıyordu. Tüm aile üyeleri sözde bir şaşkınlıkla onlara bakıyordu. Hazan olduğu yere çivilenmiş, gözlerini bile kırpmıyor Ruken’e bakıyordu. Bu adam sonunda ondan bıkmıştı. Sonunda o korktuğu gün gelip çatmıştı. Karşısında gördüğü fotoğrafın başka bir açıklaması yoktu.

“İyi geceler ailem.” Ruken’in elini tutup bir miktar öne çıkarttı. “Size kız arkadaşımı getirdim. Gel Ruken’im.” Ruken buna gülmemek için dudaklarını sıkı sıkı kapatmıştı.

Masada tek bir çıt çıkmıyor, herkes Hazan’a bakıyordu. Hazan kıpırdamıyor, nutku tutulmuş bir hâlde acı gerçekleri sindirmeye çalışıyordu. Sevdiği adam, gözlerinin içine baka baka gidiyordu. Nasıl olurdu da Vural’ın o büyük sevgisi bir çırpıda bitebilirdi? Yanından bile ayırmadığı kendisini böyle, kız arkadaşımı getirdim diyerek harcardı?

‘Aptal Hazan!’ diyordu iç sesi. ‘Hangi erkek seni bu kadar bekler, hem de hiç onun olmayacağını bile bile?’ İç sesi sürekli konuşuyor, aklını karmakarışık hâle getiriyordu. Şimdi şu kapıdan çıkıp giderse Vural tarih olurdu. Peki kalırsa ne olurdu?

Sandalyesini gürültüyle geriye itip kalktı. “Metresin diyeceksin herhalde!”

“Hazan!” dedi Mücella Hanım ama Hazan ona dönmedi.

“Pardon?” dedi Ruken. “Ne diyor Vural’ım?”

Hazan iki elini de havaya açıp bağırdı. “Kesin şunu! Beni buraya metresinle tanıştırmak için mi getirdin? Hem de Kara Turgut’un kızı!”

“E?” dedi Ruken, Vural’ın koluna girdi. “Babam ilişkimizi onaylıyor.”

“Vural, neler oluyor, açıklar mısın?” dedi Mücella Hanım.

Vural sessizce izlediği sahneden halasına döndü. “Ne olacak, hala? Hazan’ın benden gidişini kutluyoruz.”

“Nereye gidiyorum ben? Sen de diğerleri gibisin! Bunu bir gün yapacağını biliyordum.”

“Bile bile gidiyorsun, bu daha acı!” dedi Nazenin. “Yolsana şunun saçını başını.” Yerinden sahte bir hışımla kalktı Nazenin. “Ben yaparım!” Korhan, nişanlısını belinden yakaladı. “Sen neden yoluyorsun, benim sevgilim mi? Rahat dur!”

“Bırak ya!” diyen Nazenin’e kocaman gözlerle bakıyordu Ruken. Eğer bilmiyorlarsa buradan yaralı ayrılabilirdi.

“Yolarım! Sonra da basar giderim.”

Hazan’ın yerinden ok gibi fırlamasıyla Efşan da aynı hızla kalktı. Ruken’e ondan daha yakındı. Arkadaşının önüne geçerken tam zamanıydı. Hazan az daha Ruken’i yakalayacaktı.

“Efşan!” dedi Hazan.

“Hazan,” dedi Mihriban. “Uyma sen onlara bebeğim ya da sen dur ben parçalarım.”

Ruken’in gözleri kısılıp Mihriban’ı hedef aldı. “Yavaş!”

Vural da hareket edip Hazan’ı belinden tutup uzaklaştırdı. Ruken gülmemek için direnirken Efşan’ın arkasından başını uzattı. “Baksana Vural’ım, bana neler yapıyorlar.”

“Sussana kızım,” dedi Efşan.

“Dokunma bana!” Hazan, Vural’ı iterek uzaklaştırdı. Arkasını dönerek adamın gözlerinin içine odaklandı. “Bitmişiz!” dedi Hazan. Arkasını dönüp salonun kapısına yürüdüğü esnada Vural’ın gür sesiyle adımı havada kaldı.

“Kal orada!”

Hazan adımını tekrar atacağı anda, “Hepsi oyundu,” sözlerini duydu, adımı çakılı kaldı.

“Bizim bitmek gibi bir derdimiz yokmuş çünkü hiç başlamamışız. Her halükârda gidiyorsun. Üzgünüm ama sen benim sevgime layık değilsin.”

Hazan’ın yanından geçip giderken rüzgârı kadının saçlarını havalandırdı. Kimse kımıldamadı, ses çıkarmadı. Boğazını temizleyen Ruken Efşan’ın arkasından çıktı. “Vural benim abim sayılır. Küçük bir kızken beni omuzunda taşırdı. Peşinden gitmelisin çünkü bu aşkın mağlubu o, galibi sen. Kıymetini bilirsen… Bilemezsen bir gün kız kardeşi olmayacak biri illa ki çıkar.”

Gözlerini sıkıca kapatan Hazan’ın başı döndü. Ruken’in sözleri zihnine darbelerle inerken, açıp kapıya yürüdü.

Kapıya çıktığında soğuk havayı içine çekti. Geçen yıllar içinde eski eşi olmadığını yüzlerce kez kanıtlamış adama yaptığı haksızlık yüzüne hiç bu kadar net çarpılmamıştı. Yüreğinde hınca hınç pişmanlık ve vicdan azabı çağlayan misali akıyordu. Vural’ı seviyordu, deli gibi seviyor, gözü gönlü başka bir adam görmüyordu. Vural onu yıllardır bıkmadan usanmadan bekliyordu. Son zamanlarda baskılarında da sitemlerinde de haklıydı. Vural diğerleri gibi olsaydı bunu yıllar önce belli ederdi.

Arabasının yanına yaklaştığında etrafını görmüyordu. Tek istediği onun yanına gitmekti. Konuşmak, ben iyiyim, seni seviyorum ve hazırım demekti.

“Arabaya bin!” sesiyle yerinden sıçradı. Arkasını aceleyle dönse de sesin sahibini kalbi çoktan seçmişti. Aracın açık camından önüne bakan Vural’ı gördü. “Her bittiğimizde yeniden başlarız, Hazan. Bizimki garip aşk hikâyesi.”

Tüm bedeni gevşerken aracın arka kapısını açtı. Arka koltuğa yavaşça kurulup derin bir soluk aldı. Neden arkaya oturduğunu anlamayan ama bir neden de aramayan Vural orta aynadan ona göz attı.

“Bizimki tüm yolların sana çıktığı amansız bir aşk hikâyesi. Sür kaptan, dönüşü olmayan yoldayız. Son durak, kara toprak.”

Vural’ın kahverengi gözleri gülümserken küçüldü. Son yılların en rahat nefesini alıp arabayı çalıştırdı.

Hazan çıkıp gittiğinde hepsinin omuzları indi. Yerlerine oturan aile üyeleri birbirlerine baktı.

“Yemeğinizi yiyen,” dedi Mücella Hanım. “Gel Ruken, otur kızım. Çok iyiydin.”

“Pek işe yaramadı sanki Mücella Abla.” Ruken Hazan’ın yerine oturdu. Nazenin’e kaş attı. “Sen ne iş?”

“Roldü kuzum,” dedi Nazenin. “Senin saçlarını yolar mıyım?”

“Ya sen?” dedi Mihriban’a.

Mihriban masum bir ifadeyle bakıyordu Ruken’e. “Sana kıyabilir miyim lise arkadaşım. Oyundu kız.”

“Çok güzel görünüyorsun Ruken,” dedi Ediz.

Ruken hafifçe tebessüm etti. “Teşekkür ederim.”

“İyi oldu,” dedi Mücella Hanım. “Oğlumu yıllardır dert yumağı yaptı. Şimdi o düşünsün. Nazlı nasıl Ruken?” derken konuyu değiştirmişti ama Efşan’ın depreşen vicdanı kapıya bakıyordu. Bahçeye açılan büyük camların önüne yürüdü. Açıp çıktı, arabaları göreceği alana kadar ilerledi. Vural’ın aracı yeni çıkıyordu.

“Arif,” diye seslendi, ortalarda hiç koruma görünmüyordu. Karanlıkların içinden, “Efendim yenge?” diyerek koşar adım yaklaşan adama hızla sordu. “Hazan gitti mi?”

“Vural Abimin arabasıyla gitti.”

“Tamam,” diyen Efşan kocaman gülüşleriyle salona geri döndü. Salon camının sürgüsünü kapatırken sevinçle şakımıştı. “Birlikte gitmişler.”

“Birbirlerini öldürmezler değil mi?” dedi Ruken.

“Yok, sanmıyorum,” dedi Ediz, gülümserken. “Efşan benim içinde planların var mı?”

Birden odaya düşen neşe yemeklerini keyifle yemeleri için yetmişti.

                                                                     ***

Efşan’dan gecenin detayını öğrenen Vedat telefonu kapatıp cebine attı. Karşısındaki adam Yasin’e bakıyordu. “Nerede?”

“Bilinmiyor. Vericiler sürekli başka ülkeleri gösteriyor. Aynı anda beş ayrı yerden konum alıyoruz. Biri de Türkiye. Sinyal kesici kullanıyor.”

Çenesini kaşıdı, Yalçın’ın sessiz olması hoşuna gitmiyordu. Saplantılı hâlini unutamıyor, ardından bir şey çıkacağını düşünüyordu. Bir yanı artık kabullendi diyor, bir yanı buna inatla karşı çıkıyordu. Pek çok düşmanı vardı ama o düşmanlar kendisini istiyordu, karısını değil. Saplantılı birinin neler düşüneceğini eliyor ve aklına pik noktalar geliyordu. Aklına gelenler kanını fokurdatıyor, kaç cana mal olacağını bile hesap edemiyordu.

Cengiz’i dedesinin mekânından çıkaran kişinin Yalçın olduğuna kanının son damlasına kadar inanıyordu. Dün Hollanda’ya ulaştığında aldığı haberle öfkesi dağ olmuştu. Burada olmak yerine Türkiye’de olması, Cengiz’i hangi indeyse bulup kafasına sıkması gerekiyordu. Vural ve Korhan tüm güvenlik önlemlerini almıştı ama ona yetmiyordu. Aklı almıyordu, Deli Seyit’in mahzeninden biri nasıl alınırdı? Nasıl bir kişi bile görmezdi? Nasıl ortadan buhar olur uçardı?

Cengiz şimdi elini kolunu sallayarak geziyordu. Kardeşiyle evli olmasının hiçbir önemi yoktu, siz evlenmişiniz Allah mesut etsin deseydi zamanında Gülperi ile Agah’ı öldürmezdi. Ya Peri? Ondan haberi var mıydı Cengiz’in? İki eliyle yüzünü kavrayıp kuvvetle ovuşturdu. Karısının abisi sıfatının artık bir önemi kalmamıştı. Bulduğu yerde önce öldürecek sonra da külünü çöpe atacaktı. Efşan ne abisinin hapisten çıktığını ne de bir aydan uzun bir zamandır dedesinin yanında olduğunu bilmiyordu. Şimdi ona abin dışarıda demek hem zor hem de korkmasına neden olacaktı. Söylemesi geriyordu, anlaşılacağını bilse de içi rahat değildi.

“Uçağı hazır tutsunlar, her an geri dönebilirim. On beş dakikaya iniyorum, araba da hazır olsun. Gözünüzü dört açın!” İş için gidiyorum demiş olsa da kendi gibi adamlarla buluşmaya gelmişti. Ülkeler arası mekik dokunan silahların rayıydı Vedat. Hollanda’ya veya başka bir ülkeye gidecek silahlar ondan geçerdi. Kendi ülkesinden geçenler de. Sisteme hizmet ediyordu ve bıçak sırtında yaşıyordu. Alışalı çok olmuştu, onun için bıçak sırtı bir sinek ısırığından farksızdı. Tüm bunları bir gün Efşan’a anlatır mıydı, bilmiyordu. Ama Efşan’ın her şeyi bilen bakışları, sözlere dökmeyen asil yüreğine ne kadar dayanabilir düşüncesi ağır basıyordu. ‘Kiminle evli olduğumu biliyorum,” derken bile aslında pek çok şeyi üzeri kapalı anlatıyordu.

“Tamam,” diyen Yasin telefonunu sarılıp odadan çıktı.

Sadece kıyafetlerinin olduğu odada üzerini değiştirip çıktı. Yanında Yasin ve üç adamı daha vardı. Bir araç dolusu adamı daha vardı. Lobiden ayrılıp cam kapıdan süzüldü. Önündeki merdivenleri inmeye başladı. Aracın açık kapısına kadar gelip durdu.

İçinde, kalbinin ve zihninin tam ortasında bir ses vuku buldu. Buz kesen kanı, ayaklarından yayılan hayali kökler onu olduğu yere sabitledi. Ruhunda bir fırtına kopuyordu, ona sesleniyor, parmak uçlarından buz gibi sert bir rüzgâr bedenine tırmanıyordu.

“Vedat…”

İçinden ağlamak geçiyordu. Bir acı çöreklendi tam kalbinin ortasına. Başını soluna çevirdi. Koyu kahverengi gözlerin ona bakarken gözlerinden ruhuna girdiğini hissetti. Karanlıktı ama bakışlardaki ışıltı onu çağırıyordu. Altında oturdukları sokak lambasının altında kadın büyüyor ve büyüyordu. Tüm tüyleri ürpererek havaya kalktı. Altı sene önce çekildiği gibiydi. Kadın eski kıyafetlerle, beyazdan griye dönen saçları ve esmer teniyle kaldırıma oturmuş ona bakıyordu. Onunki sadece bakmak değildi. O bakışlar Vedat’ı talan ediyordu. Gelecek bir ânın zalimliğiyle hayatını allak bullak ediyordu.

Kök salan ayakları çözüldü. İki adım yürüdü ama sanki tüm mutluluğu kadına ulaşmasına bağlı gibi koşmaya başladı. Adamları da ardından koşuyordu, elleri bellerine giden adamları durumu kavrayamıyordu. Vedat kadının önünde durduğunda yanındaki genç bir erkek çocuğunu fark etti. Kadın başını kaldırıp ona o günkü gibi bakıyordu.

Vedat’ın yüzü kefen kadar beyaza dönerken dizleri yere değdi. “Çiya…” dedi. Şu dakikadan itibaren soluğu bile ateş olup onu yakacaktı. Çiya işaret diliyle onun gözlerinin içine baka baka anlatmaya başladığında yanındaki esmer, on beş yaşlarındaki çocuk anlatmaya başladı.

“Git,” dedi Çiya. Parmakları hareket ederken titriyordu ve yanındaki genç çocuk onu çeviriyordu. “Kalsan da gitsen de bir şey değişmeyecek ama sen, git. Kan canına karışacak, can senden kopacak. En büyük yarayı en sevdiğinden alacaksın! Çok kan var! Elleriniz kan içinde, yürekleriniz yanacak! Kazanmak ya da kaybetmek… Unutma her şey insanlar için. Ölmeden de ölebilirsin. Kötü her zaman kötüydü, sen göremedin. Sen sevdiklerini kaybedeceksin, kayıpları sevdiğin sana getirecek. Belki bir gün kendini affedebilirsin. Merhametin bunu sana getirecek.”

Recommended Articles

11 Comments

  1. Ama yapma yaa burda biter mi be yazarım

  2. Rukenle Vural çok iyiydi şükür Hazan kendine geldi

  3. Anam anammmmm noluyo yaaa soluksuz Bi son nereye gidiyor bu kitap

  4. Noldu yaa ole yuregim agzimda bi bitis okudum

  5. Sen ne ettin yazarım ya Çiya hayır birşeyler diyeydin yaa,korku benim.bile.icime.kok saldı Vedat ne yapsın

  6. Bir mutlu olamadılar ya

  7. Rukenim ozlemisim Karami ve ailesini.Biliyorum ki mutlu sonlar yazarsin ama panik oldum bizimkilerini kotu son veya kayiplar vermesin.Opuyorum guzel kalbinden 😘❤️

  8. Hersey çok güzeldi ama son sahne beni ürküttü 😶‍🌫️

  9. Laaann noliyyy içim ürperdi neler olacak şimdi

  10. Ciya seneler önce efsan i veren ciya şimdi canına kastetmiş sanki ahhhhh be vedat sen olacakları hissetmeye rağmen sesiz kaldın sanki şimdi canın kalbin sevdiğin orada sen burada koşmaaaa uc vedat o iki seeefsizden herseyi bekleyerek uc
    Yürek yandı kor gibi aşkın sanki şu gibi
    Emeğine sağlık

  11. Allah’ım bir an Sena hortladı da döndü sandım 😳 Çiya’ymış

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!